e-bülten üyeliği


Kur'an-ı Kerim Lafzı ve Ruhu isimli İmam İskender Ali MİHR tefsirini bilgisayarınıza download etmek için burayı tıklayınız. 
 
Anasayfa    Bize Ulaşın    Site Haritası      İmam İskender Ali Mihr

YÛNUS Suresi

Ayet - 107                            Cüz - 1

Alfabetik sure sıralamasına göre sıralı
ABESE (080)
ÂDİYÂT (100)
AHKÂF (046)
AHZÂB (033)
A'LÂ (087)
ALAK (096)
ÂLİ İMRÂN (003)
ANKEBÛT (029)
A'RÂF (007)
ASR (103)
BAKARA (002)
BELED (090)
BEYYİNE (098)
BURÛC (085)
CÂSİYE (045)
CİNN (072)
CUMA (062)
DUHÂ (093)
DUHÂN (044)
EN'ÂM (006)
ENBİYÂ (021)
ENFÂL (008)
FÂTIR (035)
FÂTİHA (001)
FECR (089)
FELAK (113)
FETİH (048)
FÎL (105)
FURKÂN (025)
FUSSİLET (041)
GÂŞİYE (088)
HACC (022)
HADÎD (057)
HÂKKA (069)
HAŞR (059)
HİCR (015)
HUCURÂT (049)
HÛD (011)
HUMEZE (104)
İBRÂHÎM (014)
İHLÂS (112)
İNFİTÂR (082)
İNSÂN (DEHR) (076)
İNŞİKAK (084)
İNŞİRÂH (ŞERH) (094)
İSRÂ (017)
KADR (KADİR) (097)
KAF (050)
KÂFİRÛN (109)
KALEM (068)
KAMER (054)
KÂRİA (101)
KASAS (028)
KEHF (018)
KEVSER (108)
KIYÂME (075)
KUREYŞ (106)
LEYL (092)
LOKMÂN (031)
MÂİDE (005)
MÂÛN (107)
MEÂRİC (070)
MERYEM (019)
MUCÂDELE (058)
MUDDESSİR (074)
MUHAMMED (047)
MULK (067)
MU'MİN (040)
MU'MİNÛN (023)
MUMTEHİNE (060)
MUNÂFİKÛN (063)
MURSELÂT (077)
MUTAFFİFÎN (083)
MUZZEMMİL (073)
NAHL (016)
NÂS (114)
NASR (110)
NÂZİÂT (079)
NEBE (078)
NECM (053)
NEML (027)
NİSÂ (004)
NÛH (071)
NÛR (024)
RA'D (013)
RAHMÂN (055)
RÛM (030)
SÂD (038)
SAFF (061)
SÂFFÂT (037)
SEBE (034)
SECDE (032)
ŞEMS (091)
ŞUARÂ (026)
ŞÛRÂ (042)
TÂHÂ (020)
TAHRÎM (066)
TALÂK (065)
TÂRIK (086)
TEBBET (MESED) (111)
TEGÂBUN (064)
TEKÂSUR (102)
TEKVÎR (081)
TEVBE (009)
TÎN (095)
TÛR (052)
VÂKIA (056)
YÂSÎN (036)
YÛNUS (010)
YÛSUF (012)
ZÂRİYÂT (051)
ZİLZÂL (099)
ZUHRÛF (043)
ZUMER (039)
 

وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصَيبُ بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Ve in yemseskallâhu bidurrin fe lâ kâşife lehu illâ hû(hûve), ve in yuridke bi hayrin fe lâ râdde li fadlih(fadlihi), yusîbu bihî men yeşâu min ibâdih(ibâdihi), ve huvel gafûrur râhîm(râhîmu).

Ve eğer Allah, sana bir zarar (bir darlık) dokundurursa, artık onu, O'ndan (Allah'tan) başka giderecek kimse yoktur. Ve eğer sana (senin için) bir hayır isterse, o taktirde O'nun fazlını geri çevirecek kimse yoktur. O'nu kullarından dilediği kimseye isabet ettirir. Ve O; Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (rahmet nurunun sahibi).


1.ve in yemseske allâhu: ve Allah eğer dokundurursa (isabet ettirirse)
2.bi durrin: bir zarar, bir darlık, bir sıkıntı
3.fe lâ: artık yoktur
4.kâşife: gideren kimse (giderecek kimse)
5.lehu: onun için, onu, ona
6.illâ hûve: ondan başka
7.ve in yurid-ke: ve eğer senin için (sana) isterse
8.bi hayrin: bir hayrı
9.fe lâ: o taktirde yoktur
10.râdde: geri çeviren kimse (geri çevirecek kimse)
11.li fadli-hi: onun fazlını
12.yusîbu: isabet ettirir
13.bi-hi: onu
14.men yeşâu: kimi dilerse, dilediği kimse
15.min ibâdi-hi: onun kullarından
16.ve huve: ve o
17.el gafûru: gafurdur, mağfiret edendir
18.er rahîmu: rahîmdir, rahmet nurunu gönderendir


AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Yûnus Suresinin 107. âyet-i kerimesi hayır ve şer konularına ışık tutacak bir başka âyet-i kerimedir. Allahû Tealâ hayrı, şerri, fazlı ve zararı beraberce almıştır burada.

Bu âyet-i kerimede Allah'ın mutlak hakimiyeti dile getirilmiştir. Hiç kimse Allah'ın gereklerinin, dileklerinin dışında bir sonuca ulaşamaz. Allah'ın bize bir zarar dokundurması da bir hayır dokundurması da mümkündür. Buradaki ifadeye dikkat! Allahû Tealâ, “bir zarar ve bir hayır” diyor. Allah “bir hayır, bir şer” demiyor. Öyle bir şey deseydi Allah'ın kanununa ters düşecekti.

Şer, bir kişinin kaybettiği derecelerdir. Allah'ın insanlara bir zarar veya bir fayda vermesi söz konusudur. Allahû Tealâ, fayda için çok manidar bir şekilde "hayır" kelimesini kullanmıştır. Yani Allah sana, senin derecat kazanacağın bir olayı vücuda getirebilir. Sen bu olaydan Allah'ın sebebiyle derecat kazanabilirsin, o bir hayırdır. Eğer Allahû Tealâ sana bir zarar vermek isterse bu zararı vücuda getirir, kimse de bunları senden geri çeviremez. Eğer Allahû Tealâ, senin için bir hayır oluşturmayı dilerse, bir fazlı sebebiyle sana bir hayır verirse onu reddedebilecek olan, geri çevirecek olan kimse yine yoktur.

Öyleyse Allahû Tealâ burada enteresan bir ifade kullanıyor. Birbirinin zıddı olduğu halde "hayır" ve "şer" kullanmıyor. "Hayır" ve "zarar" kullanıyor. Allahû Tealâ, hayrı oluşturan şeyin de fazl olduğunu söylüyor.

Kur'ân-ı Kerim'de fazl kelimesinin mânâsına dikkat edin. Fazl, evvelâ bir nurun adıdır. Allahû Tealâ, zikir yaptığınız zaman size salâvât nurlarıyla beraber rahmet nurlarını da gönderir. Salâvât nurlarıyla beraber fazl nurlarını da gönderir. Öyleyse fazl, fazilet adı verilen güzellikleri nefsin kalbinde vücuda getirecek olan, Allah'ın güzel bir nimetidir. Ama burada fazl, insana derecat kazandıran bir olay olarak değerlendirilmiştir.

Allahû Tealâ, ne zaman hayır kelimesini kullanırsa bilin ki orada kazandığınız dereceler vardır. Ne zaman başka birine bir iyilikte bulunursanız bir derecat kazanırsınız ve böylece hayır işlemiş olursunuz. Ne zaman birisine bir kötülük yaparsanız derecat kaybedersiniz, böylece şer işlemiş olursunuz.

Eğer birisi size bir zarar vermiş ise bu sizin üzerinizde bir hayır oluşturur. Çünkü, zarar veren kişi, o zararı verdiği için kul hakkı doğmuştur. O kişi ne kadar derecat kaybetmiş ise kul hakkı üzerinde olan kişi, kul hakkını oluşturan olayın kaybedilen derecesini aynen kazanır. Bir hırsız, birinin malını çaldığı zaman derecat kaybeder. Malı çalınan kişi için kul hakkı, malın çalındığı an doğmuştur. Kul hakkının doğduğu anda, hırsızın kaybettiği derecat mal sahibine işlenir. Yani zalimin kaybettiği derecat mazlumun, zulüm görenin amel defterine hayır olarak, kazandığı dereceler olarak işlenir. İşte Allahû Tealâ, burada o kişiye derecat kazandıran davranış biçimini fazl olarak adlandırmıştır. Sizin iradenizin dışında size Allahû Tealâ bir musîbet isabet ettirebilir. O, Allah. Dilerse bunu yapar. Allahû Tealâ'nın vücuda getirdiği bu olay, size hayır, derecat kazandırır. Üzülürsünüz ama derecat kazanırsınız.

Sünnetullahın vücuda getirdiği bir olay size bir zarar vermiş ise bu da bir fazldır ve derecat kazandırır. Allahû Tealâ “Allah size bir hayır dokundurursa” demiyor, “Bir zarar dokundurursa” diyor. Ama “size bir hayrın ulaşmasını isterse” diyor. O hayrı kazandıracak olan Allahû Tealâ'nın fazlı başka bir iradenin size bir zarar vermesiyle size onu kazandırıyor. Allah'ın iradesinin sizin üzerinizde bir zarar getirmesi söz konusu olmuyor. Allahû Tealâ'nın buradaki fazlı; bir aracı, bir serbest irade, bir cüz'i irade, size bir zarar veriyor. Allahû Tealâ, size bir zarar verilmesini irade ediyor yani engellemiyor, olmasını uygun görüyor. Böylece Allahû Tealâ size fazlından bir yardımda bulunuyor. Çünkü başka bir serbest iradenin bir zarar vermesine Allahû Tealâ sizin derecat kazanmanızı, hayra ulaşmanızı istediği için müsaade ediyor. Allahû Tealâ “fazlımdan vücuda getiririm bunu” diyor. Allahû Tealâ'nın fazlı, bir müsaade, bir serbest iradedir.

İşte olaya Allahû Tealâ'nın müsaade etmesi veya Allahû Tealâ'nın o olayın vücuda gelmesini irade etmesi, istemesi ve olayın ister küllî irade (sünnetullah) tarafından ister bir serbest (cüz'i) irade tarafından oluşturulması, kul hakkı sebebiyle sizin amel defterinize pozitif rakamların geçtiği bütün olaylar sizin için hayırdır.

Allahû Tealâ size derecat kazandırırken de irade eder. İster başka bir iradeyi devreye sokarak, ister kendi iradesiyle talepte bulunsun, buna “fazl” diyor. Fazlından hayır oluşturuyor, derecat kazandırıyor. Zararın Allahû Tealâ tarafından vücuda getirilmesi söz konusudur.

Sonuç: Eğer Allahû Tealâ, sizin üzerinizde bir zarar vücuda getirirse bundan mutlaka derecat kazanıyorsunuz ve Allahû Tealâ, zarar vermeyi dilediyse hiçbir kuvvet onun aksini vücuda getiremez. O zarar mutlaka vücuda gelir. Allahû Tealâ sizin için bir hayır irade ettiyse O'nun fazlını çevirecek kimse yoktur, fazlını mutlaka size isabet ettirir. Allahû Tealâ burada “O gafurdur, mağfiret edendir yani derecat kazandırandır” diyor. Olaylarla derecat kazanmanıza, hayra ulaşmanıza sebebiyet verir.

Olayı bütünleştirirsek, Allahû Tealâ burada hem zarar kelimesini hem hayır kelimesini hem fazl kelimesini ve bunların hepsini isabet ettirmeyi aynı mânâda kullanmıştır. Allahû Tealâ, zararı dokundurursa, böylece zarar dokunarak hayrı (derecat kazanmanızı) irade etmiş ise hayır kazanmanızı istemiş ise “Bu O'nun fazlındandır” diyor. Üç ayrı cepheden de aynı sonucu görüyoruz:

  1. Allahû Tealâ, birisine bir hayır dilediği için zararı dokundurur, zararın oluşmasına müsaade eder (kişi derecat kazanır ki, bu hayırdır).
  2. Allah, kişiye bir hayır, derecat kazandırmak için hayrı irade etmişse bunun için kişiye bir zarar dokundurur. Ve kişiye bir zararı dokundurması ve ona (derecat) hayır kazandırması, zararı dilediği kişiye isabet ettirmesi hepsi aynı olayın birer parçasıdır.
  3. Allahû Tealâ, kimin için hayır irade ederse, ona bir hayır ulaşmasını isterse o kişiye bir zarar dokundurur, o kişiye bunu fazlıyla isabet ettirir. Hayır, zarar, isabet ettirmek, dilemek ve hiç kimsenin buna mani olamaması, bunların hepsi 107. âyet-i kerimenin muhtevasıdır.
Öyleyse Allahû Tealâ; zararı dokundurur, hayrı irade eder, ister ve fazlı ile isabet ettirir. Bu hayrı kazandırdığı cihetle bu âyette derecat kazandırdığı için Gafur'dur ve rahmetiyle fazlını gönderdiği için Rahîm'dir.

Yûnus Suresinin 107. âyet-i kerimesi, hayır ve şer konusunda bütün tereddütleri ortadan kaldıracak olan bir güzel açıklamayı beraberinde getirmektedir. Âyette geçen her kelime daha evvel öğrendiğimiz birçok şeyi birarada çağrıştırıyor. Allahû Tealâ, Allah'ın bir zarar dokundurmaktan muradının, bir hayır (derecat) kazandırmak olduğunu ve bu hayrı (kazandırdığı derecatı), bu zararı kişiye fazlıyla ulaştırdığını, hayır kazandırdığı için de mağfiret eden olduğunu ve bunu fazlıyla kazandırdığını, fazlı ise rahmetiyle gönderdiğini bütün boyutlarıyla ifade etmiştir.

Kelime Kelime Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu
Kısayollar: Kuran-ı Kerim Tefsiri, İmam İskender Ali Mihr (İskender Erol Evrenosoğlu) W, Bize Ulaşın, Site Haritası, "YÛNUS suresi, 107. ayeti" için 30 farklı Türkçe mealleri kıyasla
Hidayet ayetleri: 1 / FÂTİHA - 6, 2 / BAKARA - 18, 2 / BAKARA - 27, 2 / BAKARA - 46, 2 / BAKARA - 120, 2 / BAKARA - 156, 2 / BAKARA - 157, 2 / BAKARA - 213, 3 / ÂLİ İMRÂN - 20, 3 / ÂLİ İMRÂN - 73, 3 / ÂLİ İMRÂN - 101, 4 / NİSÂ - 58, 4 / NİSÂ - 175, 5 / MÂİDE - 16, 5 / MÂİDE - 35, 6 / EN'ÂM - 36, 6 / EN'ÂM - 87, 6 / EN'ÂM - 88, 6 / EN'ÂM - 154, 7 / A'RÂF - 40, 7 / A'RÂF - 181, 10 / YÛNUS - 7, 10 / YÛNUS - 25, 10 / YÛNUS - 26, 10 / YÛNUS - 35, 11 / HÛD - 29, 12 / YÛSUF - 108, 13 / RA'D - 21, 13 / RA'D - 22, 13 / RA'D - 25, 13 / RA'D - 27, 13 / RA'D - 36, 16 / NAHL - 9, 16 / NAHL - 121, 17 / İSRÂ - 15, 18 / KEHF - 17, 18 / KEHF - 110, 20 / TÂHÂ - 75, 20 / TÂHÂ - 82, 22 / HACC - 24, 23 / MU'MİNÛN - 60, 24 / NÛR - 42, 25 / FURKÂN - 57, 25 / FURKÂN - 71, 26 / ŞUARÂ - 78, 28 / KASAS - 56, 29 / ANKEBÛT - 5, 29 / ANKEBÛT - 23, 29 / ANKEBÛT - 26, 29 / ANKEBÛT - 69, 30 / RÛM - 8, 30 / RÛM - 31, 31 / LOKMÂN - 15, 32 / SECDE - 13, 32 / SECDE - 24, 33 / AHZÂB - 21, 34 / SEBE - 6, 35 / FÂTIR - 18, 38 / SÂD - 44, 39 / ZUMER - 17, 39 / ZUMER - 18, 39 / ZUMER - 23, 39 / ZUMER - 54, 40 / MU'MİN - 13, 40 / MU'MİN - 38, 40 / MU'MİN - 66, 41 / FUSSİLET - 33, 41 / FUSSİLET - 54, 42 / ŞÛRÂ - 13, 42 / ŞÛRÂ - 47, 43 / ZUHRÛF - 14, 47 / MUHAMMED - 5, 50 / KAF - 8, 51 / ZÂRİYÂT - 50, 70 / MEÂRİC - 32,