e-bülten üyeliği


Kur'an-ı Kerim Lafzı ve Ruhu isimli İmam İskender Ali MİHR tefsirini bilgisayarınıza download etmek için burayı tıklayınız. 
 
Anasayfa    Bize Ulaşın    Site Haritası      İmam İskender Ali Mihr

FUSSİLET Suresi

Ayet - 44                            Cüz - 1

Alfabetik sure sıralamasına göre sıralı
ABESE (080)
ÂDİYÂT (100)
AHKÂF (046)
AHZÂB (033)
A'LÂ (087)
ALAK (096)
ÂLİ İMRÂN (003)
ANKEBÛT (029)
A'RÂF (007)
ASR (103)
BAKARA (002)
BELED (090)
BEYYİNE (098)
BURÛC (085)
CÂSİYE (045)
CİNN (072)
CUMA (062)
DUHÂ (093)
DUHÂN (044)
EN'ÂM (006)
ENBİYÂ (021)
ENFÂL (008)
FÂTIR (035)
FÂTİHA (001)
FECR (089)
FELAK (113)
FETİH (048)
FÎL (105)
FURKÂN (025)
FUSSİLET (041)
GÂŞİYE (088)
HACC (022)
HADÎD (057)
HÂKKA (069)
HAŞR (059)
HİCR (015)
HUCURÂT (049)
HÛD (011)
HUMEZE (104)
İBRÂHÎM (014)
İHLÂS (112)
İNFİTÂR (082)
İNSÂN (DEHR) (076)
İNŞİKAK (084)
İNŞİRÂH (ŞERH) (094)
İSRÂ (017)
KADR (KADİR) (097)
KAF (050)
KÂFİRÛN (109)
KALEM (068)
KAMER (054)
KÂRİA (101)
KASAS (028)
KEHF (018)
KEVSER (108)
KIYÂME (075)
KUREYŞ (106)
LEYL (092)
LOKMÂN (031)
MÂİDE (005)
MÂÛN (107)
MEÂRİC (070)
MERYEM (019)
MUCÂDELE (058)
MUDDESSİR (074)
MUHAMMED (047)
MULK (067)
MU'MİN (040)
MU'MİNÛN (023)
MUMTEHİNE (060)
MUNÂFİKÛN (063)
MURSELÂT (077)
MUTAFFİFÎN (083)
MUZZEMMİL (073)
NAHL (016)
NÂS (114)
NASR (110)
NÂZİÂT (079)
NEBE (078)
NECM (053)
NEML (027)
NİSÂ (004)
NÛH (071)
NÛR (024)
RA'D (013)
RAHMÂN (055)
RÛM (030)
SÂD (038)
SAFF (061)
SÂFFÂT (037)
SEBE (034)
SECDE (032)
ŞEMS (091)
ŞUARÂ (026)
ŞÛRÂ (042)
TÂHÂ (020)
TAHRÎM (066)
TALÂK (065)
TÂRIK (086)
TEBBET (MESED) (111)
TEGÂBUN (064)
TEKÂSUR (102)
TEKVÎR (081)
TEVBE (009)
TÎN (095)
TÛR (052)
VÂKIA (056)
YÂSÎN (036)
YÛNUS (010)
YÛSUF (012)
ZÂRİYÂT (051)
ZİLZÂL (099)
ZUHRÛF (043)
ZUMER (039)
Ayet seçiniz
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54
 

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ أَأَعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِي آذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُوْلَئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ

Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).

Ve eğer O'nu (Kitab'ı), yabancı dil bir Kur'ân kılsaydık, mutlaka: “O'nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü'min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur'ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.


1.ve lev: ve eğer, şâyet
2.cealnâ-hu: onu kıldık, yaptık
3.kur'ânen: Kur'ân
4.a'cemiyyen: yabancı dil, Arapça olmayan
5.le: elbette, mutlaka
6.kâlû: dediler
7.lev: olsa
8.: değil
9.fussilet: açıklandı
10.âyâtu-hu: onun âyetleri
11.e: mi
12.a'cemiyyun: yabancı dil, Arapça olmayan
13.ve arabîyyun: ve Arap
14.kul: de, söyle
15.huve: o
16.li ellezîne: onlar için
17.âmenû: âmenû oldular, îmân ettiler (Allah'a ulaşmayı dilediler)
18.huden: hidayet
19.ve sifâun: ve şifa
20.vellezîne: ve onlar
21.lâ yû'minûne: mü'min olmazlar, îmân etmezler
22.: de, içinde, içinde vardır
23.âzâni-him: onların kulakları
24.vakrun: vakra, işitmeyi engelleyen sistem
25.ve huve: ve o
26.aleyhim: onlara
27.amen: körlüktür
28.ulâike: işte onlar
29.yunâdevne: seslenilir
30.min: den
31.mekânin: yer, mekân
32.baîdin: uzak


AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bütün insanların nefslerinin kalbi hastadır, %100 afetlerle donatılmıştır. O afetleri yok ederek fazıllara çevirecek olan şey, hidayettir, nefs tezkiyesidir.

Kur'ân, hidayet'tir. Allah'a ulaşmayı dilediği anda kişi, 1. hidayetin sahibidir. Âmenû olan kişi, Allah'a ulaşmayı dileyen yani münib olan kişi, ilk şifaya ulaşmıştır. 1. Sıratı Mustakîm üzerindedir. Bu noktada ölse gideceği yer birinci kat cennettir. 14. basamakta mürşidine ulaştığı zaman 2. hidayete ulaşmıştır. Mürşid, Allah adına onu teslim alır. Ruhu, vücudundan ayrılır, Allah'a doğru yola çıkar, gerçek teslim için 7 tane gök katını aşar, Allah'ın Zat'ına ulaşır, Allah'ın Zat'ında yok olur. Ruh, Allah'a teslim olmuştur. 3. hidayet, ruhun Allah'a teslimidir, nefsin kalbindeki hastalıklardan %51 arınmasını ifade eder. Fizik vücudun tesliminde bu arınma %81'i aşar, nefsin tesliminde %100 arınma, yani şifa oluşur. Nefsin kalbindeki hastalıkların hepsi sona erer. Ama bu sadece âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler için geçerlidir. Onlar; kör, sağır ve dilsiz olmaktan, Allahû Tealâ tarafından daha Allah'a ulaşmayı diledikleri an kurtulurlar. Onların artık kulaklarında vakra, kalplerinde ekinnet; gözlerinin üzerinde hicab-ı mesture yoktur. Ve görme, işitme ve idrak etme hassaları da mühürlü değildir. Hepsinin mühürleri açılmıştır. İşte Kur'ân-ı Kerim, îmân edenler için bu sebeple bir hidayet ve şifadır.

Kişi Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa uzuvları kapalıdır. Bu sebeple Kur'ân, körün okuyamayacağı, (okuduğu taktirde anlayamayacağı) sağırın işitemeyeceği, işittiği zaman anlayamayacağı mühürlü olan kalbin idrak edemeyeceği bir muhteva taşır. İsra Suresinin 45 ve 46. âyetlerinde Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e karşı çıkan, insan ruhunun Allah'a ulaşmasına inanmayanlar için, onların işitmemeleri için kulaklarına vakra, idrak edememeleri için kalplerine ekinnet koyduğunu ve onlarla Peygamber Efendimiz (S.A.V) arasına gözlerine hicab-ı mesture koyduğunu ifade ediyor:

17 / İSRÂ - 44: Tusebbihu lehus semâvâtus seb’u vel ardu ve men fîhinn(fîhinne), ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ(gafûren).
7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O'nu (Allah'ı) tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki O; Hakîm'dir, Gafûr'dur (mağfiret edendir).

17 / İSRÂ - 45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhırati hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).

17 / İSRÂ - 46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.

Allah'a ulaşmayı dilemeyen bu insanlar kördürler, sağırdırlar ve dilsizdirler. Onlar için Kur'ân, hidayet ve şifa değildir. Dikkat edelim ifadeye:

Kur'ân:

Âmenû olanlar için, sadece onlar için hidayet ve şifadır. Allah, âmenû olanların mutlaka ruhlarını Allah'a ulaştırıp onları hidayete erdirecektir.

13 / RA'D - 27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

42 / ŞÛRÂ - 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Kişi 7 tane hidayete arka arkaya ereceği için hidayettir.

Kişilerin nefslerinin kalbindeki hastalıkları iyileştirdiği, afetlerin hepsini yok ettiği için şifadır.

Sinelerde olanın, yani nefsin kalbindeki afetlerin yok edilmesini sağladığı için şifadır.

Kelime Kelime Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu
Kısayollar: Kuran-ı Kerim Tefsiri, İmam İskender Ali Mihr (İskender Erol Evrenosoğlu) W, Bize Ulaşın, Site Haritası, "FUSSİLET suresi, 44. ayeti" için 30 farklı Türkçe mealleri kıyasla
Hidayet ayetleri: 1 / FÂTİHA - 6, 2 / BAKARA - 18, 2 / BAKARA - 27, 2 / BAKARA - 46, 2 / BAKARA - 120, 2 / BAKARA - 156, 2 / BAKARA - 157, 2 / BAKARA - 213, 3 / ÂLİ İMRÂN - 20, 3 / ÂLİ İMRÂN - 73, 3 / ÂLİ İMRÂN - 101, 4 / NİSÂ - 58, 4 / NİSÂ - 175, 5 / MÂİDE - 16, 5 / MÂİDE - 35, 6 / EN'ÂM - 36, 6 / EN'ÂM - 87, 6 / EN'ÂM - 88, 6 / EN'ÂM - 154, 7 / A'RÂF - 40, 7 / A'RÂF - 181, 10 / YÛNUS - 7, 10 / YÛNUS - 25, 10 / YÛNUS - 26, 10 / YÛNUS - 35, 11 / HÛD - 29, 12 / YÛSUF - 108, 13 / RA'D - 21, 13 / RA'D - 22, 13 / RA'D - 25, 13 / RA'D - 27, 13 / RA'D - 36, 16 / NAHL - 9, 16 / NAHL - 121, 17 / İSRÂ - 15, 18 / KEHF - 17, 18 / KEHF - 110, 20 / TÂHÂ - 75, 20 / TÂHÂ - 82, 22 / HACC - 24, 23 / MU'MİNÛN - 60, 24 / NÛR - 42, 25 / FURKÂN - 57, 25 / FURKÂN - 71, 26 / ŞUARÂ - 78, 28 / KASAS - 56, 29 / ANKEBÛT - 5, 29 / ANKEBÛT - 23, 29 / ANKEBÛT - 26, 29 / ANKEBÛT - 69, 30 / RÛM - 8, 30 / RÛM - 31, 31 / LOKMÂN - 15, 32 / SECDE - 13, 32 / SECDE - 24, 33 / AHZÂB - 21, 34 / SEBE - 6, 35 / FÂTIR - 18, 38 / SÂD - 44, 39 / ZUMER - 17, 39 / ZUMER - 18, 39 / ZUMER - 23, 39 / ZUMER - 54, 40 / MU'MİN - 13, 40 / MU'MİN - 38, 40 / MU'MİN - 66, 41 / FUSSİLET - 33, 41 / FUSSİLET - 54, 42 / ŞÛRÂ - 13, 42 / ŞÛRÂ - 47, 43 / ZUHRÛF - 14, 47 / MUHAMMED - 5, 50 / KAF - 8, 51 / ZÂRİYÂT - 50, 70 / MEÂRİC - 32,