 |
|
A'RÂF Suresi
Ayet - 179 Cüz - 1
|
|
Alfabetik sure sıralamasına göre sıralı
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîren minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
| 1. | ve lekad | : ve andolsun ki |
| 2. | zere'nâ | : yarattık, hazırladık |
| 3. | li cehenneme | : cehennemi |
| 4. | kesîren | : çok |
| 5. | min el cinni | : cinlerden |
| 6. | ve el insi | : ve insanlar |
| 7. | lehum | : onların vardır |
| 8. | kulûbun | : kalpler |
| 9. | lâ yefkahûne | : fıkıh edemezler, idrak edemezler |
| 10. | bi-hâ | : onunla |
| 11. | ve lehum | : ve onların vardır |
| 12. | a'yunun | : gözler |
| 13. | lâ yubsırûne | : göremezler |
| 14. | bi-hâ | : onunla |
| 15. | ve lehum | : ve onların vardır |
| 16. | âzânun | : kulaklar |
| 17. | lâ yesmeûne | : işitemezler |
| 18. | bi-hâ | : onunla |
| 19. | ulâike | : işte onlar |
| 20. | ke el en'âmi | : hayvanlar gibi |
| 21. | bel hum | : hayır onlar, hatta onlar |
| 22. | edallu | : daha çok dalâlette |
| 23. | ulâike | : işte onlar |
| 24. | hum el gâfilûne | : onlar gâfil olanlardır |
AÇIKLAMA
Bismillâhirrahmânirrahîm Bu âyet-i kerime, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde insanların çoğunun cehenneme gideceğini göstermektedir. Cehenneme gidecek olan insanlar, Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Eğer Allah'a ulaşmayı dileseler Allahû Tealâ, bunu işitir, bilir ve görür. Rahmân esmasıyla tecelliye başlar. Rahmân esması, birinci etapta onların gözlerindeki hicab-ı mestureyi alır. Böylece irşad makamını alelâde bir insan olarak değil, irşad makamı olarak görmeye başlarlar. Ve o noktadan itibaren ondan nefret etmezler. Onu sevmeye başlarlar. Allahû Tealâ, onların kulaklarındaki vakrayı alır. Ve işitmeye başlarlar ve irşad makamına ulaşmak için, davete icabet için hazır hale gelirler. Onların kalplerindeki ekinneti, negatif çalışan kompüter sistemini alır, yerine ihbat koyar. Sonra Allah, onların kalplerine ulaşır. Kalplerinin nur kapısını Allah'a çevirir. Göğüslerinden kalplerine bir nur yolu açar. Zikir yaptıkça Allah'tan gelen nurlar, kalbe girebilsin, ulaşabilsin diye...
Mührün kenarlarından sızabilen rahmet partikülleri, kalbin içine %2 (%1, sonra %1 daha) oranında yerleşirler. Bu yerleşme, o kişinin huşû sahibi olduğunu ifade eder. Huşû sahibi olan kişilereyse Allahû Tealâ, mutlaka mürşidlerini gösterir. Allah'ın gösterdiği mürşidlere ulaştıkları zaman o insanlar, mürşide ulaşmış olurlar (14. basamak). Ve hidayet (ruhun Allah'a ulaşması) buradan başlar.
İşte Allah'ın söylediği cehenneme gidecek olan insanlar, kalplerinde fıkıh hassası olduğu halde fıkıh edemeyenlerdir. Fıkıh edememelerinin sebebi, kalplerinde idrake engel olan ekinnetin olmasıdır. Gözlerinde hicab-ı mesture vardır, irşad makamını, irşad makamı olarak göremezler. Kulaklarında vakra vardır, irşad makamının söylediklerini işitemezler. Kalpleri kör, sağır, dilsizdir. İdrak edemezler, işitemezler, göremezler.
İşte bu insanlara Allahû Tealâ ‘ölüler' diyor. Bu insanlar, Allah'a ulaşmayı dilememiş olan, âmenû olmayan insanlardır. Âmenû olmadıklarını, Allah'a ulaşmayı dilemediklerini hem işitemediklerinden (kulaklarındaki vakra alınmamış); hem göremediklerinden (gözlerindeki hicab-ı mesture alınmamış); hem idrak edemediklerinden (kalplerindeki ekinnet alınmamış ve yerine ihbat konulmamış) anlıyoruz.
Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e diyor ki: "Sen mezardaki ölülere işittiremezsin. Onlar ölülerdir. Söylediklerini işitmezler. Benim davetime sadece işitenler icabet eder." (En'am-36, Neml-80). Hiç kimse başlangıçta, da-vete icabet edemez. Çünkü kulaklarında vakra vardır. İnsanlar, başlangıçta gözlerinin üzerinde hicab-ı mesture adında bir perde olduğu için irşad makamına, alelâde bir insana bakar gibi bakarlar. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i de herhangi bir insan olarak kabul etmişlerdir. Allah'ı temsil ettiğini, Allah'ın Nebî'si, (Peygamber'i) olduğunu idrak edememişlerdir. Allah'ın temsil edildiği bir insanla, başka bir insanı mukayese etmek imkânına sahip değillerdir. Ne zaman Allah sizi seçmiş ise siz, Allah'a ulaşmayı dilemişseniz ve Allah, sizin üzerinize Rahîm esmasıyla tecelli etmeye başlamışsa ilk olarak, gözlerdeki hicab-ı mestureyi alır ve sizin, baktıktan sonra irşad makamını, irşad makamı olarak görmenizi temin eder. İkinci olarak, kulaklardaki vakrayı alır ve O'nun söylediklerini işitmeye başlarsınız. İşitmeye başladığınız anda, davete icabet edersiniz. İcabet ederseniz şu dünyadaki nadir mutlu insanlardan olursunuz. Çünkü davete icabetiniz, ruhunuzu da, vechinizi de, nefsinizi de, iradenizi de birer birer Allah'a teslim etmekle noktalanacaktır. İşte bunların hepsinin de adı, ayrı ayrı hidayetlerdir.
Allah'ın ‘ölüler' diye hitap ettiği insanların özellikleri; gözleri varken görememeleri, kulakları varken işitememeleri, kalpleri varken idrak edememeleridir (İsra-45,46). Öyleyse bunlar mutlaka uzak dalâlet içindeki kişilerdir. Mutlak olarak cehenneme gireceklerdir. İşte Allahû Tealâ cehennemi, insanların ve cinlerin çoğu için hazırlamıştır.
6 / EN'ÂM - 36:
İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.)
27 / NEML - 80:
İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne).
Muhakkak ki sen, ölülere işittiremezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da (Allah'ın) davetini işittiremezsin.
17 / İSRÂ - 45:
Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17 / İSRÂ - 46:
Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
|
|
Kelime Kelime Kuran-ı Kerim Lafzı ve Ruhu
|
Kısayollar:
Kuran-ı Kerim Tefsiri,
İmam İskender Ali Mihr (İskender Erol Evrenosoğlu)
W,
Bize Ulaşın,
Site Haritası,
"A'RÂF suresi, 179. ayeti" için 26 farklı Türkçe mealleri kıyasla
Hidayet ayetleri:
1 / FÂTİHA - 6,
2 / BAKARA - 18,
2 / BAKARA - 27,
2 / BAKARA - 46,
2 / BAKARA - 120,
2 / BAKARA - 156,
2 / BAKARA - 157,
2 / BAKARA - 213,
3 / ÂLİ İMRÂN - 20,
3 / ÂLİ İMRÂN - 73,
3 / ÂLİ İMRÂN - 101,
4 / NİSÂ - 58,
4 / NİSÂ - 175,
5 / MÂİDE - 16,
5 / MÂİDE - 35,
6 / EN'ÂM - 36,
6 / EN'ÂM - 87,
6 / EN'ÂM - 88,
6 / EN'ÂM - 154,
7 / A'RÂF - 40,
7 / A'RÂF - 181,
10 / YÛNUS - 7,
10 / YÛNUS - 25,
10 / YÛNUS - 26,
10 / YÛNUS - 35,
11 / HÛD - 29,
12 / YÛSUF - 108,
13 / RA'D - 21,
13 / RA'D - 22,
13 / RA'D - 25,
13 / RA'D - 27,
13 / RA'D - 36,
16 / NAHL - 9,
16 / NAHL - 121,
17 / İSRÂ - 15,
18 / KEHF - 17,
18 / KEHF - 110,
20 / TÂHÂ - 75,
20 / TÂHÂ - 82,
22 / HACC - 24,
23 / MU'MİNÛN - 60,
24 / NÛR - 42,
25 / FURKÂN - 57,
25 / FURKÂN - 71,
26 / ŞUARÂ - 78,
28 / KASAS - 56,
29 / ANKEBÛT - 5,
29 / ANKEBÛT - 23,
29 / ANKEBÛT - 26,
29 / ANKEBÛT - 69,
30 / RÛM - 8,
30 / RÛM - 31,
31 / LOKMÂN - 15,
32 / SECDE - 13,
32 / SECDE - 24,
33 / AHZÂB - 21,
34 / SEBE - 6,
35 / FÂTIR - 18,
38 / SÂD - 44,
39 / ZUMER - 17,
39 / ZUMER - 18,
39 / ZUMER - 23,
39 / ZUMER - 54,
40 / MU'MİN - 13,
40 / MU'MİN - 38,
40 / MU'MİN - 66,
41 / FUSSİLET - 33,
41 / FUSSİLET - 54,
42 / ŞÛRÂ - 13,
42 / ŞÛRÂ - 47,
43 / ZUHRÛF - 14,
47 / MUHAMMED - 5,
50 / KAF - 8,
51 / ZÂRİYÂT - 50,
70 / MEÂRİC - 32,
|
|
 |