e-bülten üyeliği


Kur'an-ı Kerim Lafzı ve Ruhu isimli İmam İskender Ali MİHR tefsirini bilgisayarınıza download etmek için burayı tıklayınız. 
 
Anasayfa    Bize Ulaşın    Site Haritası      İmam İskender Ali Mihr

ÂLİ İMRÂN Suresi

Ayet - 81                            Cüz - 1

Alfabetik sure sıralamasına göre sıralı
ABESE (080)
ÂDİYÂT (100)
AHKÂF (046)
AHZÂB (033)
A'LÂ (087)
ALAK (096)
ÂLİ İMRÂN (003)
ANKEBÛT (029)
A'RÂF (007)
ASR (103)
BAKARA (002)
BELED (090)
BEYYİNE (098)
BURÛC (085)
CÂSİYE (045)
CİNN (072)
CUMA (062)
DUHÂ (093)
DUHÂN (044)
EN'ÂM (006)
ENBİYÂ (021)
ENFÂL (008)
FÂTIR (035)
FÂTİHA (001)
FECR (089)
FELAK (113)
FETİH (048)
FÎL (105)
FURKÂN (025)
FUSSİLET (041)
GÂŞİYE (088)
HACC (022)
HADÎD (057)
HÂKKA (069)
HAŞR (059)
HİCR (015)
HUCURÂT (049)
HÛD (011)
HUMEZE (104)
İBRÂHÎM (014)
İHLÂS (112)
İNFİTÂR (082)
İNSÂN (DEHR) (076)
İNŞİKAK (084)
İNŞİRÂH (ŞERH) (094)
İSRÂ (017)
KADR (KADİR) (097)
KAF (050)
KÂFİRÛN (109)
KALEM (068)
KAMER (054)
KÂRİA (101)
KASAS (028)
KEHF (018)
KEVSER (108)
KIYÂME (075)
KUREYŞ (106)
LEYL (092)
LOKMÂN (031)
MÂİDE (005)
MÂÛN (107)
MEÂRİC (070)
MERYEM (019)
MUCÂDELE (058)
MUDDESSİR (074)
MUHAMMED (047)
MULK (067)
MU'MİN (040)
MU'MİNÛN (023)
MUMTEHİNE (060)
MUNÂFİKÛN (063)
MURSELÂT (077)
MUTAFFİFÎN (083)
MUZZEMMİL (073)
NAHL (016)
NÂS (114)
NASR (110)
NÂZİÂT (079)
NEBE (078)
NECM (053)
NEML (027)
NİSÂ (004)
NÛH (071)
NÛR (024)
RA'D (013)
RAHMÂN (055)
RÛM (030)
SÂD (038)
SAFF (061)
SÂFFÂT (037)
SEBE (034)
SECDE (032)
ŞEMS (091)
ŞUARÂ (026)
ŞÛRÂ (042)
TÂHÂ (020)
TAHRÎM (066)
TALÂK (065)
TÂRIK (086)
TEBBET (MESED) (111)
TEGÂBUN (064)
TEKÂSUR (102)
TEKVÎR (081)
TEVBE (009)
TÎN (095)
TÛR (052)
VÂKIA (056)
YÂSÎN (036)
YÛNUS (010)
YÛSUF (012)
ZÂRİYÂT (051)
ZİLZÂL (099)
ZUHRÛF (043)
ZUMER (039)
 

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ

Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).

Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.


1.ve iz ehaze allâhu: ve Allah aldığı zaman
2.mîsâkan: misak
3.nebiyyîne: peygamberler
4.lemâ: olduğu zaman
5.âteytu-kum: size verdim
6.min kitâbin: (kitaptan) kitabı
7.ve hikmetin: ve hikmet
8.summe: sonra
9.câe-kum: size geldi
10.resûlun: resûl
11.musaddikun: tasdik eden
12.limâ: o şeyi
13.mea-kum: sizinle beraber
14.le tu'minunne bi-hî: mutlaka ona îmân edeceksiniz
15.ve le tensurunne-hu: ve mutlaka ona yardım edeceksiniz
16.kâle: dedi, söyledi
17.e akrartum: ikrar ettiniz mi, kabul ettiniz mi
18.ve ehaztum: ve aldınız
19.alâ zâlikum: bunu üzerinize
20.ısrî: zor, ağır
21.kâlû: dediler
22.akrarnâ: ikrar ettik, kabul ettik,
23.kâle: dedi
24.fe eşhedû: o zaman, öyle ise, şahit olun
25.ve ene mea-kum: ve ben, sizinle beraberim
26.min eş şâhidîne: şahitlerden


AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Her ikisinde de "le" kullanmış Allahû Tealâ, mânâyı kuvvetlendirmek üzere. Bunu bir zorunluluk olarak söylüyor, mutlaka bunu yapmak mecburiyetindesiniz ve bunun için sizden misak istiyorum, diyor. O'na îmân edeceğinize ve O'na yardım edeceğinize dair Bana misak vereceksiniz, diyor Allahû Tealâ.

İslâm dîninin bugünkü öğreticileri diyorlar ki: "Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz Son Nebî idi ama aynı zamanda da Son Resûl'dü. Artık Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘den sonra ne nebî ne de resûl gelmeyecektir. O son Nebî ve Son Resûl'dür. Yani ondan sonra gelecek olan bir Resûl, bir Mehdi (A.S) hiçbir zaman olmayacaktır." diyorlar.

Bu âyet bunun varlığının kesin delilidir. Bu iddianın sahipleri yani Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘den sonra resûl de, nebî de gelmeyecektir, diyenler bir sözlerinde "nebî gelmeyecektir" sözlerinde tamamen haklıdırlar, gerçekten Kur'ân-ı Kerim Resûllerin Sonuncusu'dur, demiyor, Nebîlerin Sonuncusu'dur, diyor.

Al-i İmran Suresinin 81. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bütün nebîleri huzurunda toplamış, hepsinden yemini ve misaki almış, bütün nebîlerden sonra gelecek O, diyor. Sevgili dîn adamlarımız der ki: "Hayır, Allahû Tealâ bir tek Peygamber Efendimiz (S.A.V) hariç, bütün öteki nebîleri toplamış ve onlara demiş ki: "Sizlerden sonra bir Resûlümüz gelecek, işte O da Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘dir."

Ama Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'indeki bir sözü unutuyorlar. Allahû Tealâ diyor ki:

Öyleyse bu konuda eksik olan şey, bu konunun ispatıdır. Ahzap Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

33 / AHZÂB - 7: Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh'tan ve Hz. İbrâhîm'den ve Hz. Musa'dan ve Meryemoğlu Hz. İsa'dan ve onlardan ağır bir misak aldık.

"O misakte Sen de vardın." Bunun mânâsı Peygamber Efendimiz (S.A.V) de Allah'ın hitap ettiği nebîlerin içindedir. Ve bütün peygamberlerden sonra gelecek olan resûlün işaretine dikkat edin. O'nun nebî olduğuna dair Allahû Tealâ hiçbir işaret vermemiş, sadece onun resûl olduğunu söylüyor. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V), Nebîlerin Sonuncusu'dur. O'ndan sonra geleceğine göre nebî olması mümkün değil. Allahû Tealâ da bu sebeple açık ve kesin bir şekilde, o gelecek olanın Nebî olmadığını, resûl olduğunu söylüyor.

Hak ile bâtıl, Kur'ân-ı Kerim'de kesin standartlarda ayrılmıştır. Ama bazı dîn adamları hakkın ye-rine bâtılı iddia etmekteler. Aslında birçok resûl gelecek, her kavimde zaten resûl var. Gerek Mu'minun Suresinin 44. âyet-i ke-rimesinde, gerek Bakara Suresinin 87. âyet-i kerimesinde, Allah bütün kâvimlere ardarda resûl gönderildiğini, aralarında fetret devri olmadığını da her iki âyette de kesinlikle ifade edi-yor, yetmez Nahl-36'da da gene bütün kavimlere resûl gönderdiğini Allahû Tealâ bir defa daha buyuruyor:

23 / MU'MİNÛN - 44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

2 / BAKARA - 87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

16 / NAHL - 36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Öyleyse bütün kavimlere, kesintisiz olarak Allahû Tealâ resûl gönderiyor, biri ölünce yerine başka bir resûlünü, hayatta olanlardan birini vazifeli kılıyor ve kıyâmete kadar da bütün kavimlerde bu resûller yaşamaya devam edecek ve şu anda da bütün kavimlerde bu resûller mevcuttur. Ama bunlardan bir tanesinden bahsediyor Allahû Tealâ; O, Mehdi Resûl'dür. İkinci asr-ı saadeti gerçekleştirecek olan kişidir. Dînlerin birleştirilmesini sağlayacak olan kişidir. Ve O'ndan Allahû Tealâ, Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13 ve 14. âyetlerinde de bahsediyor:

44 / DUHÂN - 10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

44 / DUHÂN - 11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

44 / DUHÂN - 12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü'minleriz.

44 / DUHÂN - 13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

44 / DUHÂN - 14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Ve (O'NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O'NDAN yüz çevirdiler.

Duhan olayı oldu. Kuveyt'i işgal eden Irak orduları, Kuveyt'ten çekilirken rafineleri ateşe verdiler ve günlerce, gece ve gündüzün ayrılmayacağı kadar kesif bir duman bütün gökleri kapladı. İşte bu Duhan olayıydı ve o devrede, Allahû Tealâ'nın vazifeli kıldığı bir Resûl, deli ilân edildi, hatta bu deliyi deliler evine koymak için televizyonda açıkça talepte de bulunuldu ve iddia edildi ki ve halk inandırıldı ki, o bir delidir, mecnundur.

Ayrıca o Resûl'ün Resûl olmadığı, bir sahtekâr olduğu, bir deli olduğu ve ayrıca da şeytandan ilham aldığı söylendi ve halkı buna inandırdılar. Oysaki O, Allah'ın Resûlü'ydü. Ve onların söylediği şeyler, O'nu hiç alâkadar etmiyordu. O topluma bir mesaj veriyordu, tam 7 defa bu mesajı verdi: "Dîn elden gitmiştir."

İslâm'ın insanları cennet saadetine ulaştıracak olan, Allah'a ulaşmayı dileme safhası, mürşide ulaşma safhası, ruhun Allah'a ulaştırılması safhası bütünüyle dînden kaldırılmış, yok edilmiştir, Allah'a teslimin son 2 safhasını temsil eden, fizik vücudun ve nefsin Allah'a teslimi de yok edilmiştir. Cennet saadetine ulaştıracak olan farzlar kaldırılarak İslâm'ın bacakları kesilmiş, dünya saadetine ulaştıracak olan farzlar yok edilerek İslâm'ın kolları da kesilmiş ve İslâm bitkisel hayata atılmıştır. 14 asır evvel yaşanan İslâm'la, bugünki İslâm arasında bu kadar büyük farklılıklar vardır. İnsanları İslâm'ın 5 şartının kurtarması mümkün değildir, bu hakikatler insanlar tarafından mutlaka öğrenilmelidir. O, bunları söyledi, onların kendisi hakkındaki iftiraları O'nu hiç alâkadar etmedi. Biliyordu ki O, Allah'ın muhafazası altındadır.

O günler çok uzaklarda değildir; dünya dînlerinin birleştirilmesi ve yeni bir asr-ı saadet. İşte O, hedefe yönelik olarak bir gayretin içindedir. Allah neyi emrettiyse, o mutlaka olur. Bu âyette açık olarak, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘den sonra, bir resûlün mutlaka geleceğini söylüyor Allahû Tealâ. Bütün resûllerden bahsetmiyor, bu resûllerden sadece bir tanesinden bahsediyor. Duhan Suresinin 14'ü müteakip âyetlerinde de aynı Resûl'den (Mehdi Resûl'den) bahsedilmektedir.

Öyleyse kim böyle bir iddianın sahibiyse, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘den sonra resûl gelmez, diyorsa, ona bu iki grup âyeti gösterin ve o zaman görecektir ki, Allahû Tealâ'nın bahsettiği, açık bir şekilde ortaya koyduğu, bütün peygamberlerden sonra gelecek olan bir Resûl, Kur'ân-ı Kerim'de mevcuttur ve dünya üzerinde de şu anda resûller yaşamaktadır.

Kelime Kelime Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu
Kısayollar: Kuran-ı Kerim Tefsiri, İmam İskender Ali Mihr (İskender Erol Evrenosoğlu) W, Bize Ulaşın, Site Haritası, "ÂLİ İMRÂN suresi, 81. ayeti" için 30 farklı Türkçe mealleri kıyasla
Hidayet ayetleri: 1 / FÂTİHA - 6, 2 / BAKARA - 18, 2 / BAKARA - 27, 2 / BAKARA - 46, 2 / BAKARA - 120, 2 / BAKARA - 156, 2 / BAKARA - 157, 2 / BAKARA - 213, 3 / ÂLİ İMRÂN - 20, 3 / ÂLİ İMRÂN - 73, 3 / ÂLİ İMRÂN - 101, 4 / NİSÂ - 58, 4 / NİSÂ - 175, 5 / MÂİDE - 16, 5 / MÂİDE - 35, 6 / EN'ÂM - 36, 6 / EN'ÂM - 87, 6 / EN'ÂM - 88, 6 / EN'ÂM - 154, 7 / A'RÂF - 40, 7 / A'RÂF - 181, 10 / YÛNUS - 7, 10 / YÛNUS - 25, 10 / YÛNUS - 26, 10 / YÛNUS - 35, 11 / HÛD - 29, 12 / YÛSUF - 108, 13 / RA'D - 21, 13 / RA'D - 22, 13 / RA'D - 25, 13 / RA'D - 27, 13 / RA'D - 36, 16 / NAHL - 9, 16 / NAHL - 121, 17 / İSRÂ - 15, 18 / KEHF - 17, 18 / KEHF - 110, 20 / TÂHÂ - 75, 20 / TÂHÂ - 82, 22 / HACC - 24, 23 / MU'MİNÛN - 60, 24 / NÛR - 42, 25 / FURKÂN - 57, 25 / FURKÂN - 71, 26 / ŞUARÂ - 78, 28 / KASAS - 56, 29 / ANKEBÛT - 5, 29 / ANKEBÛT - 23, 29 / ANKEBÛT - 26, 29 / ANKEBÛT - 69, 30 / RÛM - 8, 30 / RÛM - 31, 31 / LOKMÂN - 15, 32 / SECDE - 13, 32 / SECDE - 24, 33 / AHZÂB - 21, 34 / SEBE - 6, 35 / FÂTIR - 18, 38 / SÂD - 44, 39 / ZUMER - 17, 39 / ZUMER - 18, 39 / ZUMER - 23, 39 / ZUMER - 54, 40 / MU'MİN - 13, 40 / MU'MİN - 38, 40 / MU'MİN - 66, 41 / FUSSİLET - 33, 41 / FUSSİLET - 54, 42 / ŞÛRÂ - 13, 42 / ŞÛRÂ - 47, 43 / ZUHRÛF - 14, 47 / MUHAMMED - 5, 50 / KAF - 8, 51 / ZÂRİYÂT - 50, 70 / MEÂRİC - 32,