e-bülten üyeliği


Kur'an-ı Kerim Lafzı ve Ruhu isimli İmam İskender Ali MİHR tefsirini bilgisayarınıza download etmek için burayı tıklayınız. 
 
Anasayfa    Bize Ulaşın    Site Haritası      İmam İskender Ali Mihr

ÂLİ İMRÂN Suresi

Ayet - 18                            Cüz - 1

Alfabetik sure sıralamasına göre sıralı
ABESE (080)
ÂDİYÂT (100)
AHKÂF (046)
AHZÂB (033)
A'LÂ (087)
ALAK (096)
ÂLİ İMRÂN (003)
ANKEBÛT (029)
A'RÂF (007)
ASR (103)
BAKARA (002)
BELED (090)
BEYYİNE (098)
BURÛC (085)
CÂSİYE (045)
CİNN (072)
CUMA (062)
DUHÂ (093)
DUHÂN (044)
EN'ÂM (006)
ENBİYÂ (021)
ENFÂL (008)
FÂTIR (035)
FÂTİHA (001)
FECR (089)
FELAK (113)
FETİH (048)
FÎL (105)
FURKÂN (025)
FUSSİLET (041)
GÂŞİYE (088)
HACC (022)
HADÎD (057)
HÂKKA (069)
HAŞR (059)
HİCR (015)
HUCURÂT (049)
HÛD (011)
HUMEZE (104)
İBRÂHÎM (014)
İHLÂS (112)
İNFİTÂR (082)
İNSÂN (DEHR) (076)
İNŞİKAK (084)
İNŞİRÂH (ŞERH) (094)
İSRÂ (017)
KADR (KADİR) (097)
KAF (050)
KÂFİRÛN (109)
KALEM (068)
KAMER (054)
KÂRİA (101)
KASAS (028)
KEHF (018)
KEVSER (108)
KIYÂME (075)
KUREYŞ (106)
LEYL (092)
LOKMÂN (031)
MÂİDE (005)
MÂÛN (107)
MEÂRİC (070)
MERYEM (019)
MUCÂDELE (058)
MUDDESSİR (074)
MUHAMMED (047)
MULK (067)
MU'MİN (040)
MU'MİNÛN (023)
MUMTEHİNE (060)
MUNÂFİKÛN (063)
MURSELÂT (077)
MUTAFFİFÎN (083)
MUZZEMMİL (073)
NAHL (016)
NÂS (114)
NASR (110)
NÂZİÂT (079)
NEBE (078)
NECM (053)
NEML (027)
NİSÂ (004)
NÛH (071)
NÛR (024)
RA'D (013)
RAHMÂN (055)
RÛM (030)
SÂD (038)
SAFF (061)
SÂFFÂT (037)
SEBE (034)
SECDE (032)
ŞEMS (091)
ŞUARÂ (026)
ŞÛRÂ (042)
TÂHÂ (020)
TAHRÎM (066)
TALÂK (065)
TÂRIK (086)
TEBBET (MESED) (111)
TEGÂBUN (064)
TEKÂSUR (102)
TEKVÎR (081)
TEVBE (009)
TÎN (095)
TÛR (052)
VÂKIA (056)
YÂSÎN (036)
YÛNUS (010)
YÛSUF (012)
ZÂRİYÂT (051)
ZİLZÂL (099)
ZUHRÛF (043)
ZUMER (039)
 

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz'dir, Hakîm'dir.


1.şehide allâhu: Allah şahitlik etti, şehâdet etti
2.enne-hû: muhakkak ki o
3.lâ ilâhe: ilâh yoktur
4.illâ huve: O'ndan başka
5.ve el melâiketu: ve melekler
6.ve ulû el ilmi: ve ilim sahipleri, kendilerine Allah tarafından ilim verilenler
7.kâimen bi el kıstı: adalet ile yerine getirdi
8.lâ ilâhe: ilâh yoktur
9.illâ huve: O'ndan başka
10.el azîzu: aziz
11.el hakîmu: hakim, hüküm sahibi


AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Burada Allahû Tealâ, Allah'tan başka bir İlâh olmadığına Kendisini şahit gösteriyor; Allah İlk şahit'tir. Ondan sonra buna melekler ve ulûl'ilm (ilim sahipleri) de şahitlik ediyorlar.

Ulûl'ilm (ilmin sahipleri), kendilerine verilen ilmi hazmetmiş olan, o ilmin sahibi olmak yetkisine Allahû Tealâ tarafından sahip kılınan insanlardır.

Burada son derece önemli bir faktör var. Allah'ın Tekliğine düşünce plâtformunda ve görerek sahip olmak söz konusudur. Bir insanın şahit olabilmesi için görmesi gerekir. Rüyet, baş gözüyle görme işleminin tahakkuku, basiret, kalp gözünün görme hassasının çalışmaya başlaması halidir. Ulûl'ilm, basiretin sahibidir. Bu basiret, Allah'ın Zat'ını da ihata etmiştir. İşte bunu gören insan ulûl'ilmin en üst kademesi olan Hakk'ul yakîn kademesindedir.

Ulûl'ilmin Allah'a şahit olabilmesi iki standardın sadece bir tanesini kapsar. Gaypta Rahmân'a huşû duyanlar tahkiki îmânın sahibi değillerdir. Allah'ı görmemişlerdir, gaybi îmânın sahibidirler. Ama Allah kime Kendi Zat'ını kalp gözünün basiret hassasıyla gösterirse, onlar Allah'a şahit olanlardır. Onlar Allah'ın varlığına şehadet edenlerdir. İşte onlar görürler ki İndi İlâhi'de Allah'tan başka İlâh yoktur.

Kur'ân-ı Kerim'de Zuhruf Suresinde Allah katındaki bir şehadetten bahsediyor:

43 / ZUHRÛF - 86: Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onların, O'ndan (Allah'tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk'a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk'ı) bilirler.

Öyleyse ulûl'ilm dediğimiz zaman burada onların da Allah ve meleklerle birlikte Allah'ın Zat'ını görerek Allah'ın Tekliğine şahitlik ettiği kesinlik kazanıyor. Ulûl'ilmin başında her zaman devrin imamı vardır. Devrin imamları peygamberlerin mevcut olduğu bütün devrelerde peygamberlerdir. Devrin imamlığı görevine asaleten tayin edilirler. Peygamberlerin olmadığı bütün devirlerde aşağıdaki âyet-i kerimelere göre bütün kavimlerdeki Allah'ın seçtiği nebî olmayan, velî olan resûllerden bir tanesi huzur namazının imamlığına vekâleten tayin edilir. Asalet Peygamber Efendimiz (S.A.V)'le beraber sona ermiştir. Kıyâmete kadar vekâlet devam edecektir. Her devirde olduğu gibi bu devirde de huzur namazının imamlığında bir görevli, görevini vekâleten yapmaktadır:

32 / SECDE - 24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

23 / MU'MİNÛN - 44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

2 / BAKARA - 87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

16 / NAHL - 36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

3 / ÂLİ İMRÂN - 164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

İşte ulûl'ilmin en üst seviyesinde huzur namazının imamı vardır. Her zaman Allah ile beraberdir. Huzur namazının bütün müntesipleri İndi İlâhi'dedirler. Altın tahtların sahipleridirler. Geri kalanlarsa her katta bulunanlar, Allah'ın Sıratı Mustakîm'ine ulaştıkları andan, birinci kattan itibaren hangi katta olurlarsa olsun bütün huzur namazlarına iştirak ederler. Allahû Tealâ'nın söylediği ulûl'ilmin arasında Allah'ın varlığına ve tekliğine şahit olanlar da vardır. Huzur namazının imamıyla birlikte Allah'a iradelerini teslim edenler de Allah'a şahit olurlar. İradelerin teslim olduğu andan itibaren o kişi Allah'ı görmek yetkisinin sahibidir. Öyleyse Allahû Tealâ'nın ulûl'ilm dedikleri Allah'a şahit olan en üst kademedeki insanlardır. Aslında ulûl'ilmin muhtevasında daimî zikrin sahipleri (26. basamak), ihlâs makamının sahipleri (27. basamak), salâh makamının sahipleri (28. basamak) vardır. Ama ulûl'ilm arasından Allah'ı görebilenler sadece salâh makamının son üç mertebesidir:

  1. Mürşidler (5. mertebe).
  2. Kavim resûlleri (6. mertebe).
  3. Devrin imamı (7. mertebe).
Bunların üçü de Hakk'ul yakînin sahipleridir. Öyleyse Allah'a şahitlik edebilirler. Allah'ın tekliğinin kesin olarak farkındadırlar. Bütün yokluğa baktıkları zaman Allah'tan başka bir İlâh'ın olmadığını kesin şekilde görürler. Allah katında bir şahadetten Allahû Tealâ bunu murad ediyor.

Kur'ân-ı Kerim'de ulûl'ilmi ihata edecek olan üç ilim kademesi var. Secde-24'te üçüne birden sahip olmanın devrin imamı olmak için mutlaka gerektiğini ifade ediyor Allahû Tealâ:

32 / SECDE - 24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Öyleyse beşinci, altıncı ve yedinci mertebelerin hepsi Hakk'ul yakîni ifade eder. İşte Allah'a, Allah'ın tekliğine şahit olanlar, ulûl'ilmin bu müstesna üç tane kademesidir. Ulûl'ilmin en üst kademesi Hakk'ul yakîni ifade eder. Ulûl'elbab, ulûl'ilmdir. İhlâs kademesinin sahibi olan muhlislerde salâh makamının sahibi olan salihler de ulûl'ilmdir. Ama ulûl'ilmin bu âyet-i kerimede geçen Allah'ın varlığına ve tekliğine şahit olanlar sadece salâh makamının son üç mertebesini oluştururlar, onlar Hakk'ul yakîni ifade ederler.

Kelime Kelime Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu
Kısayollar: Kuran-ı Kerim Tefsiri, İmam İskender Ali Mihr (İskender Erol Evrenosoğlu) W, Bize Ulaşın, Site Haritası, "ÂLİ İMRÂN suresi, 18. ayeti" için 30 farklı Türkçe mealleri kıyasla
Hidayet ayetleri: 1 / FÂTİHA - 6, 2 / BAKARA - 18, 2 / BAKARA - 27, 2 / BAKARA - 46, 2 / BAKARA - 120, 2 / BAKARA - 156, 2 / BAKARA - 157, 2 / BAKARA - 213, 3 / ÂLİ İMRÂN - 20, 3 / ÂLİ İMRÂN - 73, 3 / ÂLİ İMRÂN - 101, 4 / NİSÂ - 58, 4 / NİSÂ - 175, 5 / MÂİDE - 16, 5 / MÂİDE - 35, 6 / EN'ÂM - 36, 6 / EN'ÂM - 87, 6 / EN'ÂM - 88, 6 / EN'ÂM - 154, 7 / A'RÂF - 40, 7 / A'RÂF - 181, 10 / YÛNUS - 7, 10 / YÛNUS - 25, 10 / YÛNUS - 26, 10 / YÛNUS - 35, 11 / HÛD - 29, 12 / YÛSUF - 108, 13 / RA'D - 21, 13 / RA'D - 22, 13 / RA'D - 25, 13 / RA'D - 27, 13 / RA'D - 36, 16 / NAHL - 9, 16 / NAHL - 121, 17 / İSRÂ - 15, 18 / KEHF - 17, 18 / KEHF - 110, 20 / TÂHÂ - 75, 20 / TÂHÂ - 82, 22 / HACC - 24, 23 / MU'MİNÛN - 60, 24 / NÛR - 42, 25 / FURKÂN - 57, 25 / FURKÂN - 71, 26 / ŞUARÂ - 78, 28 / KASAS - 56, 29 / ANKEBÛT - 5, 29 / ANKEBÛT - 23, 29 / ANKEBÛT - 26, 29 / ANKEBÛT - 69, 30 / RÛM - 8, 30 / RÛM - 31, 31 / LOKMÂN - 15, 32 / SECDE - 13, 32 / SECDE - 24, 33 / AHZÂB - 21, 34 / SEBE - 6, 35 / FÂTIR - 18, 38 / SÂD - 44, 39 / ZUMER - 17, 39 / ZUMER - 18, 39 / ZUMER - 23, 39 / ZUMER - 54, 40 / MU'MİN - 13, 40 / MU'MİN - 38, 40 / MU'MİN - 66, 41 / FUSSİLET - 33, 41 / FUSSİLET - 54, 42 / ŞÛRÂ - 13, 42 / ŞÛRÂ - 47, 43 / ZUHRÛF - 14, 47 / MUHAMMED - 5, 50 / KAF - 8, 51 / ZÂRİYÂT - 50, 70 / MEÂRİC - 32,