Sure sec
TEVBE-99 Tefsiri

TEVBE Suresi 99. Ayet-i Kerime Tefsiri

TEVBE-99 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Ahiret günü (yevm'il âhir), Allah'a insan ruhunun ölmeden ulaşma günüdür. İnsanların büyük kısmı Allah'ın âyetlerini, Allah'a mülâki olmayı, ruhu Allah'a ulaştırmayı inkâr edenlerdir. Allahû Tealâ...
share on facebook  tweet  share on google  print  

TEVBE Suresi Âyet - 99 Tefsiri

 

وَمِنَ الأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَاتٍ عِندَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Ve minel a'râbî men yu'minu billâhi vel yevmil âhıri ve yettehızu mâ yunfiku kurubâtin indallâhi ve salavâtir resûl(resûli), e lâ innehâ kurbetun lehum, se yudhıluhumullâhu fî rahmetihî, innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve bedevî Araplar’dan Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ölmeden evvel ulaşma gününe) inananlar vardır. Ve infâk ettikleri şeyleri Allah’ın indinde ve Resul’ün dualarında bir (yakınlık) vesile kabul ederler. Muhakkak ki; o, onlar için bir yakınlık vesilesidir, (öyle) değil mi? Allah, onları rahmetinin içine dahil edecek. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nurunu gönderen)’dir.

1.ve min el a'râbî: ve bedevî (göçebe) Araplar'dan
2.men: kimse(ler)
3.yu'minu: îmân eder, âmenû olur
4.bi allâhi: Allah'a
5.ve el yevmi el âhıri: ve ahir gün (ahiret günü, Allah'a ulaşma günü)
6.ve yettehızu: ve edinir, kabul eder
7.mâ yunfiku: infâk ettiği şey
8.kurubâtin: yakınlıklar, yakınlığa vesileler
9.inde allâhi: Allah'ın katında, Allah'ın indinde
10.ve salavâti er resûli: ve resûlün duaları
11.e lâ: (öyle) değil mi?, ... değil midir?
12.inne-hâ: muhakkak ki o, çünkü o, gerçekten o
13.kurbetun: yakınlık
14.lehum: onlar için, onlara
15.se yudhılu-hum allâhu: Allah onları dahil edecek
16.fî rahmeti-hi: kendi rahmetinin içine
17.inne allâhe: muhakkak ki Allah
18.gafûrun: mağfiret eden
19.rahîmun: rahîm, rahmet nuru gönderen
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Ahiret günü (yevm'il âhir), Allah'a insan ruhunun ölmeden ulaşma günüdür. İnsanların büyük kısmı Allah'ın âyetlerini, Allah'a mülâki olmayı, ruhu Allah'a ulaştırmayı inkâr edenlerdir. Allahû Tealâ buyuruyor:

18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Sonuç, amellerin boşa gitmesi, heba olmasıdır. Allahû Tealâ, A'râf-147'de şöyle söylüyor:

7/A'RÂF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?
Her iki âyet-i kerimede de Allah'ın âyetlerinin tekzip edilmesi, yalanlanması, inkâr edilmesi söz konusudur. Birinde "likâallâhi", Allah'a ulaşmak; ikincisinde "likâi âhireti", ahirete ulaşmak ve amellerin boşa gitmesi vardır. Bu durumda açıkça görülüyor ki, "likâil âhireti", "likâallâhi" ile eşit bir anlam taşımaktadır. Öyleyse bedevî Araplar'ın arasında Allah'a ve Allah'a ölmeden evvel ulaşmaya inananlar vardır.

Allahû Tealâ'nın "ahiret gününe inananlar" dediği insanlar; "ahiret günü"nden kıyâmet gününü değil, Allah'a ölmeden evvel ulaşma gününü anlayanlardır.

Ve böyle olan insanları Allah, rahmetinin ve fazlının içine koyar:

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
Burada ahiret gününün, yevm'il âhirin (sonraki gün), aslında Allah'a ulaşma günü olduğu, “Allah onları rahmetinin ve fazlının içine koyacak”, sözünden anlaşılıyor. Allahû Tealâ, rahmetinin içine dahil edeceğini “Allah, Gafur'dur, mağfiret edendir.” sözüyle de ispat ediyor bize.

Allah, rahmetinin içine koyduğuna mağfiret edecek, onun günahlarını sevaba çevirecektir. Allahû Tealâ, 12 tane ihsanla mürşidine ulaşanların günahlarını sevaba çevirir, onlara mağfiret eder. Burada hem Allahû Tealâ'nın Gafur (mağfiret ettiği), hem de Rahîm olduğu (rahmet gönderdiği) ifade ediliyor.

Biliyoruz ki Allahû Tealâ, kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yararak teslime açar. Ve sonra kişi zikir yaptığında Allah'ın katından gelen rahmetle fazl partiküllerinden rahmet partikülleri, o kişinin kalbine ulaşınca içine sızabilir. Bu sızıntı, kişinin nefsinin kalbinde %2 rahmet birikimine sebebiyet verir. Bu rahmet birikimi o kişiyi huşûya ulaştırır. Kişi, Allahû Tealâ tarafından mürşidine ulaştırılır. İşte mürşide ulaşma keyfiyetinde mutlaka kişi huşûya ulaşmış olmalıdır. Yoksa Allahû Tealâ, mürşidine ulaştırmaz. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Allah'tan mürşidi istemek, Kur'ân-ı Kerim'de "istiane" adını alır.
close tefsir menu

TEVBE Suresi Tefsiri

TEVBE Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.