Sure sec
EN'ÂM-49 Tefsiri

EN'ÂM Suresi 49. Ayet-i Kerime Tefsiri

EN'ÂM-49 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Allahû Tealâ burada fısktan bahsediyor. Fısk bütün insanların müşterek hastalığıdır. Bütün insanlar doğuşlarından itibaren fısktadır, dalâlettedir, küfürdedir. Fısk, insanı doğuşundan itibaren kap...
share on facebook  tweet  share on google  print  

EN'ÂM Suresi Âyet - 49 Tefsiri

 

وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ

Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ yemessuhumul azâbu bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).

Ve âyetlerimizi yalanlayan kimselere, fasık olmalarından dolayı azap dokunacaktır.

1.ve ellezîne: ve o kimseler, ...olanlar
2.kezzebû: yalanladılar
3.bi âyâti-nâ: âyetlerimizi
4.yemessu-hum: onlara dokunacak
5.el azâbu: azap
6.bi mâ kânû: olmaları sebebiyle, dolayısıyla
7.yefsukûne: fıska düşerler, fâsık olurlar, fıskta olurlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ burada fısktan bahsediyor. Fısk bütün insanların müşterek hastalığıdır. Bütün insanlar doğuşlarından itibaren fısktadır, dalâlettedir, küfürdedir. Fısk, insanı doğuşundan itibaren kapsayan, kaplayan bir niteliktir, bir vasıftır.

Allahû Tealâ (Mehdi Resûl'ü kastederek); bütün nebîlerden sonra bir Resûl'ün dünya üzerinde bulunacağını, o Resûl'e bütün nebîlerin îman edeceğini ve yardım edeceğini garanti altına alıyor.

3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
Ve “Bu Resûl kendisini beyan ettikten sonra kim ona tâbî olmazsa, onların hepsi fısktadır.” diyor.

3/ÂLİ İMRÂN-82: Fe men tevellâ ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Artık bundan sonra, kim yüz çevirirse (nebilerden sonra gelecek olan bu Resûl'ü inkâr ederse), işte onlar, onlar fâsıklardır.
“Biz bütün kavimlere ard arda (arkası kesilmeksizin) resûller göndeririz. Hangi kavme resûl gönderdiysek bütün kavimler resûllerini yalanladılar, inkâr ettiler.”

23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Şu anda da bütün kavimlerde Allah'ın resûlleri yaşamaktadır. Onlardan birisi öldüğü zaman yerine derhal yenisi tayin edilir, hiçbir resûlsüz devre bırakılmaz. Allah'ın Resûl'ü olmayan bir kavmin bulunması mümkün değildir. Allahû Tealâ diyor ki: “Hiçbir insan topluluğu yoktur ki, eğer hakikatlerimizi unutmuşlarsa, biz onlardan birine hakikatleri öğretmeyelim.” Afrika'da pigme kabilesi arasında, dîn bilen hiç kimse yoksa Allahû Tealâ mutlaka oradan birisine dîni öğretmeye başlar. Allahû Tealâ kendi kavimlerindeki Resûl'e tâbî olmayanların hepsinin fıskta olduğunu söylüyor.

Ahir zamanda da Devrin İmamı'na tâbiiyet şarttır. Bu tâbiiyet direkt olarak ona yapılmaz. Herkesin kendi çevresinde bulunan mürşidlere tâbiiyeti asıldır. O mürşidler kendi resûllerine bağlı, resûller de Devrin İmamı'na bağlıdır. Öyleyse tâbiiyet şart, kim tâbiiyetin dışındaysa Allahû Tealâ onlara "fıskta olanlar" diyor.

Demek ki bütün insanlar başlangıçta fısktadır. Eğer bir insan fısktan kurtulmak isterse, birinci şart Allah'a ulaşmayı dilemektir. Dilediği zaman Allahû Tealâ ona Rahmân esmasıyla tecelli ederek 12 tane ihsanda bulunur.
  1. Gözlerindeki hicab-ı mestureyi alır.
  2. Basar hassasının üzerindeki gışaveti alır.
  3. Kulaklarındaki vakrayı alır.
  4. Sem'î hassasındaki mührü açar.
  5. Kalbindeki ekinneti alır.
  6. Kalbindeki fıkıh etmeye mani mührü alır.
  7. Kalbine ihbatı koyar.
  8. Kişinin kalbine ulaşır.
  9. Kalbinin nur kapısını Allah'a çevirir.
  10. Göğsünden kalbine nur yolu açar.
  11. Kalbine rahmet, fazl ve salâvat isimli nurlarını gönderir ve kişiyi huşû sahibi yapar.
  12. Kişiye mürşidini gösterir.
Kişi, bu 12 tane ihsanı aldığı zaman mürşide ulaşmaya hazır hale gelmiştir. Allah'ın gösterdiği mürşide ulaşıp, önünde diz çöküp tövbe ederek, el öper. Bu noktada tâbî olur, tâbî olduğu anda fısktan kurtulur. Bu sefer de Allahû Tealâ'dan 7 tane ni'met alır.

Allahû Tealâ o kişiye hayat vermişse, Allah onu öldürmemişse, Allah'a ulaşmayı dileyen, Allah'tan 12 tane ihsan alan, Allah'ın, kendisine 12. ihsanında mürşidini gösterdiği kişi, mutlaka mürşidine ulaşır. Arkadan da kişinin ruhu, hangi şart altında olursa olsun (şeytan da dahil hiçbir kuvvet ona mani olamaz), mutlaka Allah'a ulaşacaktır. Allahû Tealâ söz vermiş: “Kim bana ulaşmayı dilerse mutlaka onu Kendime ulaştırırım.” diyor. Kişi değil, Allah ulaştıracak. Ulaşıncaya kadar bu kişi için hiçbir tehlike yoktur. Ruh Allah'a ulaştıktan sonra Allah'ın sözü tamamlanır. Kişiye düşen Allah'a ulaşmayı dilemektir. Birinci adımına karşılık mükâfatı 12 tane ihsan. İkinci adım Allah'ın 12. ihsanda gösterdiği mürşidine ulaşıp, tâbî olmaktır. Allah'ın ihsanı 7 tane ni'met. Ve kişi, nefs tezkiyesine başlar.

Nefs tezkiyesiyle beraber ruh Allah'a doğru yola çıkar. Nefs-i emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye. Hedef bu 7 tezkiye kademesinde 7 tane gök katının aşılması, ruhun Allah'a ulaşması ve Allah'ın Zat'ında kaybolması, böylece kişinin Allah'ın ermiş evliyası olmasıdır. İşte bundan sonra tehlike başlar. Şeytan bütün gücüyle bu noktaya ulaşan kişiyi, irşad makamından şüpheye düşürmeye çalışır. Herşeyini dikkatle izletir ve kişi kendi kafasından, “Acaba nerede bir yanlışı olabilir?” diye yorumlar yapar. Ve öyle bir noktaya gelinir ki insanlardan, belki binde biri, ne yazık ki Allahû Tealâ'nın irşad makamından şüpheye düşerler. Düştükleri anda Allahû Tealâ derhal kalplerinde olanı bildiği için, şüpheyi bilir, işitir ve görür. Gördüğü anda herşeyi eski haline çevirir. Derhal o kişinin başının üzerindeki devrin imamının ruhunu alır. Kişinin kalbini yeniden açar, kalbindeki îmân kelimesini alır. "Îmân" kelimesini aldığı için, biriken % 50'yi aşan faziletler nefsin kalbini terk ederler. Çünkü onları tutacak olan güç kalmamıştır. Karanlıklar kalbe hücum ettikleri zaman, bulundukları mevkiden onları derhal kovarlar ve o kişinin kalbi yeniden kapkaranlık olur. Yetmez, Allahû Tealâ kalbinin içine tekrar küfür kelimesini yazar ve kalbi tekrar mühürler. Başlangıç noktasına geri dönülür. Allahû Tealâ tekrar ihbatı alır, yerine ekinneti koyar. Kişinin kulaklarına tekrar vakrayı koyar, gözlerine tekrar hicab-ı mestureyi koyar. Kişi Allah'a ulaşmayı dilemeden önceki haline aynen iade edilir. İşte bu insan ikinci defa fasık olmuştur. Başlangıçta herkes fısktadır. Ama bu noktadaki kişi hidayetten sonra fıska düşmüştür.

Bu fıska düşen, arkasından da yaptığı büyük hatayı idrak edebilen insanlar, tekrar Allah'a ulaşmak için Allah'a yalvarmaya başlarlar. Allahû Tealâ talebi mutlaka kabul eder. Mürşidlerine ulaştıklarında herşey yeniden başlar. Allah'a ulaşmayı dilemeleri ve mürşidlerine ulaşmaları ve arkasından tekrar Allah'a ulaşmaları mümkün olur ve ikinci defa hidayete ererler. Şeytan tekrar onları fıska düşürmeye çalışır, eğer yapabilirse bundan sonra insanların kurtuluşu söz konusu değildir. Kişi o zaman üçüncü defa fasık olur yani ikinci defa fıska düşer. Bir insan aslında başlangıçta fısktadır; birinci fısk. Hidayete erdikten sonra yeniden fıska düşünce; ikinci fısk. İkinci defa hidayete erdikten sonra ikinci defa fıska düşerse; üçüncü fısk olur. Üçüncü fısk, Kur'ân-ı Kerim'de son fısktır. Bundan sonra o kişinin kurtulması mümkün değildir.

Allahû Tealâ burada “Âyetlerimizi yalanlayanlara, fasık olmalarından dolayı azap dokunacaktır.” buyuruyor. Âyetleri yalanlayanlar, Allah'a ulaşmayı dilemeyi yalanlayanlardır. Bunu yalanladıkları andan itibaren zaten fısk tamamlanmıştır. Geri kalanların da hepsini yalanlıyorlar ama, yalnız başına bu yeter. Çünkü kim Allah'a ulaşmayı dilemezse, Allahû Tealâ onun âyetlerden habersiz olduğunu, âyetlerini yalanladıklarını söylüyor. Bu insanlar sadece Allah'a ulaşmayı dilemeyi yalanlamıyorlar, mürşidi de yalanlıyorlar. “Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den sonra mürşid gelmeyecektir.” diyorlar. Ruhun hayattayken Allah'a ulaşıp, Allah'a teslim olmasını yalanlıyorlar ve “İnsana ruh hayat verir.” diyorlar. Sonra daha öteye geçerek “Fizik vücudun, nefsin falan öyle ayrı ayrı teslimleri söz konusu değildir, İslâm'ın beş tane şartını yerine getiren herkes Allah'a teslim olmuştur.” sonucu ile işi bitiriyorlar. Allah'ın âyetlerini yalanlayan insanlar için netice korkunçtur. Allahû Tealâ “Onlar ki Allah'ın âyetlerini ve Allah'a mülâki olmayı inkâr ederler, onların amelleri boşa gitmiştir.” buyuruyor.

18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
7/A'RÂF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?
Amellerin boşa gitmesi kişinin ömrü boyunca yaptığı bütün gayretlerden hiçbir pozitif derecat kazanamaması halidir. Ve kişinin gideceği yer kesinlikle cehennemdir.
close tefsir menu

EN'ÂM Suresi Tefsiri

EN'ÂM Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.