Sure sec
EN'ÂM-148 Tefsiri

EN'ÂM Suresi 148. Ayet-i Kerime Tefsiri

EN'ÂM-148 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Bu âyet-i kerime, insanların kendilerini müdafaa etmek için Allahû Tealâ'yı nasıl vasıta kıldıklarını gösteren ilginç bir açıklamadır. “Şâyet Allah dileseydi biz de, babalarımız da şirk koşmazdık,...
share on facebook  tweet  share on google  print  

EN'ÂM Suresi Âyet - 148 Tefsiri

 

سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إَلاَّ تَخْرُصُونَ

Se yekûlullezîne eşrakû lev şâallâhu mâ eşraknâ ve lâ âbâunâ ve lâ harramnâ min şey’in, kezâlike kezzebellezîne min kablihim hattâ zâkû be’senâ, kul hel indekum min ilmin fe tuhricûhu lenâ, in tettebiûne illâz zanne ve in entum illâ tahrusûn(tahrusûne).

Şirk koşanlar şöyle söyleyecekler: “Şâyet Allah dileseydi, biz ve babalarımız şirk koşmazdık ve hiçbir şeyi haram etmezdik.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

1.se yekûlu: söyleyecekler
2.ellezîne eşrakû: şirk koşanlar
3.lev şâe allâhu: eğer Allah dileseydi
4.mâ eşraknâ: biz şirk koşmazdık
5.ve lâ âbâu-nâ: ve babalarımız da yapmazdı
6.ve lâ harramnâ: ve haram kılmazdık
7.min şey'in: bir şeyi
8.kezâlike: böyle, işte böyle
9.kezzebe: yalanladı
10.ellezîne min kabli-him: onlardan öncekiler
11.hattâ: oluncaya kadar
12.zâkû: tattılar
13.be'se-nâ: azabımız
14.kul hel: var mı de
15.inde-kum: sizin yanınızda
16.min ilmin: ilimden bir şey, bir bilgi
17.fe tuhricû-hu lenâ: öyleyse onu bize çıkarın
18.in (... illâ): eğer olursa, ancak, sadece
19.tettebiûne: tâbî oluyorsunuz
20.(in ...) illâ ez zanne: eğer olursa, ancak, sadece zanna
21.ve in (... illâ): ve eğer olursa, ancak, sadece
22.entum: siz
23.(in ...) illâ: eğer olursa, ancak, sadece
24.tahrusûne: yalan söylüyorsunuz (tahminde bulunuyorsunuz)
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu âyet-i kerime, insanların kendilerini müdafaa etmek için Allahû Tealâ'yı nasıl vasıta kıldıklarını gösteren ilginç bir açıklamadır. “Şâyet Allah dileseydi biz de, babalarımız da şirk koşmazdık, hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” diyen insanlar, kendilerini tasarrufta zannetmektedirler. İnsanlar iki gruptur:
  1. Allah'ın cennetine girecek ve devamlı orada kalacak olanlar.
  2. Allah'ın cehennemine girecek ve devamlı orada kalacak olanlar.
Allah sadece şartları koşmuştur, seçim bizlere aittir. Koyduğu şartlar açık ve kesindir:
  1. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse kişi, mutlaka Allah'ın cennetine girer.
  2. Allah'ın verdiği 12 tane ihsanla mürşidine ulaşıp tâbî olursa kişi ikinci kat cennete girer.
  3. Kendisinden ayrılan ruhunu Allah'a ulaştırırsa, nefs tezkiyesine ulaşırsa ve fizik vücudu da %50'den daha fazla şeytana kul olmaktan kurtulursa, o zaman bir üst (3. kat) cennete gider. Üstelik dünya saadetinin de yarısını kazanır.
  4. Fizik vücudunu Allah'a teslim ederse daha üst cennete (4. kat) ulaşır.
  5. Nefsini Allah'a teslim ederse daha üst cennete (5. kat) ulaşır.
  6. İrşada ulaşırsa daha üst cennete (6. kat) ulaşır.
  7. Bihakkın takvaya (hakka tukatihi takva) ulaşır, Hakk'ul yakînin sahibi olursa, Allah'a köle olursa 7. kat cennete; en üst cennete ulaşır.
Allahû Tealâ, eğer insanların iradesine ipotek koysaydı ve “Siz ancak Ben dilersem dileyebilirsiniz. Ben sizi nasıl davranmanız lâzımsa öyle davrandırırım.” deseydi, o zaman Allahû Tealâ, Kendi iradesiyle, onların iradesini devreden çıkartarak ikiye ayırırdı. Bir kısmını cehenneme, bir kısmını cennete atardı. Ve insanlar cehenneme ve cennete Allah'ın iradesiyle giderlerdi. Bu açıklama, bu insanların açıklamasına uymaktadır. Görülüyor ki; bu insanların Allah'ın El Adl, El Hakk esmalarından ve Allah'ın insanlara bahşettiği "serbest cüz'i irade"den haberleri yoktur.

Allahû Tealâ, El Adl esmasının sahibidir; adaleti temsil eder. Allahû Tealâ cennete gidecek evsafta (konumda) olan kulları cehenneme atacak olsa, El Adl esmasının sahibi olmaz. Allahû Tealâ, eğer insanların kazandıkları dereceler yerine onlara derecat kaybettirse, El Hakk esmasının sahibi olmaz. Allahû Tealâ üç iradeden bahsetmektedir:
  1. İlâhi İrade: Bizatihi Allah'ın iradesi
  2. Küllî irade: Allahû Tealâ'nın o muhteşem kompüter sistemi
    (Allah'ın bütün kainâta onunla hükmettiği)
  3. Cüz'i irade: Kişisel irade, Allah'ın bizlere ihsan buyurduğu serbest irade
Bizi Allah'ın cennetine veya cehennemine götürecek olan bizim serbest irademizdir. Ancak kendi irademizle yaptığımız şeyler sebebiyle cehenneme gidebiliriz. Çünkü; eğer biz Allah'ın iradesiyle hareket etmiş olsaydık, Allahû Tealâ bize hükmediyor olsaydı o zaman bu, bizim için kader olurdu. Kader, başka bir iradenin bizim üzerimizde vücuda getirdiği bir tesirdir. Eğer bizim irademizin bu olayın vücuda gelmesinde bir dahli, fonksiyonu, etkisi yoksa, o zaman bu bir kader olayıdır. Bir başka cüz'i irade bize bir zarar verebilir veya bir fayda sağlayabilir. Eğer bir fayda sağlarsa, bize bu faydayı sağlayan kişi, bundan derecat kazanır. Ama biz, bize bir fayda sağlandığı zaman ne derecat kaybeder, ne de derecat kazanırız, sadece faydayı yaşarız.

Madalyonun bir yüzünde başka iradelerin bize tesiri vardır. Bu tesir bize, bizim dahlimiz olmadan bir fayda sağlar, bize mutluluk verecek bir şey olur. Biz, mutluluğu ve zevki yaşarız. Fayda tamamlanır ama derecat kaybetmeyiz ve kazanmayız. Başka bir irade bize bir zarar verirse, o başka irade derecat kaybeder. Biz de kul hakkı doğduğu için onun kaybettiği derecatı kazanırız, hayra ulaşırız.

Öyleyse kaderin, bize zarar veren negatif cephesinde bizim hayra ulaşmamız, derecat kazanmamız söz konusudur. Bir insanın cehenneme gitmesi için kaybettiği derecelerin kazandığı derecelerden fazla olması lâzımdır.

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.
23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
Bu insanların vasfı hüsranda olmalarıdır. Hüsranda olan insanlar, günahları sevaplarından fazla olanlardır. Eğer kader, bir insana derecat kaybettiremiyorsa, ister bize bir fayda sağlasın, ister zarar versin, her iki halde de başka birisinin yaptığı bir amel sebebiyle bizim derecat kaybetmemiz Kur'ân'a göre mümkün değildir. Bu mümkün değilse hiç kimse kader sebebiyle cehenneme gidemez.

Bu insanlar iddia ediyor ki: “Eğer Allahû Tealâ, bizim şirk koşmamızı istemeseydi o zaman biz şirk koşamazdık; atalarımız da koşamazdı ve Allahû Tealâ bizim şirk koşmamamızı isteseydi şirk koşamazdık ve haram kılmamamızı isteseydi, hiçbir şeyi haram kılamazdık.” Bu insanlar aldatılmışlardır. İddiaları; Allah dilediği için şirk koşmuşlar, Allah istediği için birtakım şeylerden haramlar çıkarmışlar, birtakım şeyleri haram kılmışlardır. Allahû Tealâ sonucu söylüyor: “Gidecekleri yer cehennemdir.” Eğer Allahû Tealâ'nın dilemesi söz konusuysa, olay kaderse Allah, şirk koşmak ve birtakım şeyleri haram kılmak için onların öyle yapmasını istemiş olsaydı, onlar bunları yaptıkları zaman derecat kaybetmezlerdi ve cehenneme de gitmezlerdi.

Buradaki mantık ölçülerine bakılırsa, bu insanların bu âyetler sebebiyle cehenneme gidecekleri kesindir. Allahû Tealâ: “Azabımız onlara ulaşacak. Azabımızı tattıkları zaman söylediklerinin yanlış olduğunu görecekler.” diyor. Eğer bu insanlar cehenneme gidiyorsa, cehenneme gitmeleri sadece kaybettikleri dereceler sebebiyledir. Hiçbir şey, insanı cehenneme götürmez. Sadece kaybettiği derecelerin kazandığı derecelerden fazla olması gerekir. Kısaca; kaybettiği derecelerin fazla olması bir insanı cehenneme götürür.

Öyleyse bu insanlar derecat kaybetmişlerse, kader sebebiyle derecat kaybetmek mümkün olmadığı için, hem kendilerinin, hem de babalarının şirk koşmalarını ve birtakım şeyleri haram koşmalarını Allah onlara yaptırmış olsaydı, o zaman derecat kaybetmiş olmayacaklardı. Bu, kader olduğuna göre Allah'ın onlara bunu yaptırması ve böyle bir statüde bu insanların davranış biçimleri onları cehenneme götürüyorsa, cehenneme gidecekleri kesinse âyet-i kerimeden kesin bu sonuç çıkıyor ve kader hiç kimseye derecat kaybettirmeyeceğine göre bu insanlar en azından bu olaylar sebebiyle derecat kaybetmemiş olacaklardı. O zaman, Allahû Tealâ'nın dizaynına göre cehenneme gitmeleri mümkün olmayacaktı; ama cehenneme gidecekleri kesin. Cehenneme gideceklerine göre olay kesinlik kazanıyor. Kim Allah'a şirk koşarsa, Allah'ın yasak etmediği şeyleri yasak kılarsa bundan derecat kaybeder. İnsanlar, sadece kaybettikleri dereceler sebebiyle cehenneme girerler.

Bu iddianın sahiplerinin sözlerinin mânâsına bakarsak; insanlar, sadece Allah dilettiği için dilerse, Allah yaptırdığı için yaparsa o zaman yaptıklarının hiçbirisinden derecat kaybetmeleri mümkün değildir. O zaman, cehenneme gitmeleri de mümkün değildir. Allahû Tealâ herkese, onların söylediklerinin doğru olmadığını, yalan olduğunu bununla ispat ediyor. Bu insanların cehenneme gideceğini kesinleştirmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de de Allahû Tealâ cehenneme gitmenin bir tek, kaybettiği derecelerin kazandığı derecelerden mutlaka fazla olması şartına dayalı olduğunu söylüyor.

Eğer insanlar herşeyi Allah'ın emriyle, Allah istediği için yapmış olsaydı bunun arkası sadece kaderdir. Eğer Allah kendi iradesiyle herkese tesir ediyorsa, herkes Allah'ın istediği şeyi yapıyorsa, istemediği şeyi yapmıyorsa, herşeyi kaderle yapıyorlarsa o zaman hiçbir şeyden derecat kaybetmeleri mümkün değildir. Oysa ki; bu insanların derecat kaybettikleri kesindir. Eğer yaptıkları kader olsaydı, Allah istediği için öyle yapmış olsalardı hiçbir şekilde derecat kaybetmeleri ve cehenneme gitmeleri mümkün olmayacaktı. Allahû Tealâ Kur'ân'daki âyetleriyle bunların söylediklerinin geçersiz olduğunu bizlere çok net olarak anlatıyor. Hiç kimse kader sebebiyle, Allah'ın takdir-i ilâhisi sebebiyle, Allah'ın onları kullanması sebebiyle derecat kaybedemez. Öyleyse hiç kimse kader sebebiyle, Allah'ın insanın üzerindeki tesiri sebebiyle, hangi tarzda bir tesir olursa olsun; o kişiye, ister Allahû Tealâ yaptırmış olsun, ister kendisini üzecek, ister sevindirecek olan sonuca ulaşsın her iki standartta da derecat kaybetmesi ve cehenneme gitmesi asla mümkün değildir.

Öyleyse “Allahû Tealâ isteseydi bize mani olurdu. Biz bunları yaptığımıza göre, Allahû Tealâ bize mani olmadığı için yaptık.” diye bir yalana başvurmak, eski yalanlara yenilerini eklemek anlamına gelir. Kesin bir olgu vardır. Allahû Tealâ'nın dilemesiyle bir insanın birşey yapması ancak salâh mertebesinde gerçekleşir. Kim Allah'ın kölesi olursa, iradesini Allah'ın iradesine bağlar. Allah'ın emrettiği şeyleri yapar, Allah'ın yasak ettiği şeyleri de Allah yaptırmadığı için yapmaz. Allah'ın iradesiyle hareket ettiği için bu noktadan itibaren o kişi derecat kazanır, ama kaybetmez. Kişi, tasarrufta ise konu daha da öteye geçer. Sadece Allah'ın yaptırdıklarını yapabilir ve sadece Allah'ın söylettiklerini söyleyebilir ve hiçbir şekilde derecat kaybetmesi söz konusu değildir. İşte, “Allah dileseydi yaptırmazdı.” sözü tasarruf makamı için geçerlidir. Allah neyi dilerse onu yaptırır ve Allahû Tealâ diyor ki: “Onların seçim hakkı yoktur.” Hakkı hiyarı; olayları düzenlemekte kendi seçim hakkı yoktur. Bu sebeple de onlar kendi iradeleriyle hareket edemedikleri için yaptıklarından mesûl değillerdir.

Bir yanlış dizayn da kaderiyecilerin: “Herşey kaderdir.” demeleridir. Ama böyle diyenler de cehenneme gidiyor. Herşey kader olsaydı, kader sebebiyle derecat kaybetmek mümkün olmadığı için insanların hiçbirisinin cehenneme girmesi söz konusu olmazdı.
close tefsir menu

EN'ÂM Suresi Tefsiri

EN'ÂM Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.