Sure sec
EN'ÂM-122 Tefsiri

EN'ÂM Suresi 122. Ayet-i Kerime Tefsiri

EN'ÂM-122 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Allahû Tealâ: “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bakarlar ama görmezler. Onlar tıpkı mezardaki ölüler gibidirler. Sen onlara işittiremezsin.” buyuruyor. Burada Allahû Tealâ'nın koyduğu g...
share on facebook  tweet  share on google  print  

EN'ÂM Suresi Âyet - 122 Tefsiri

 

أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

E ve men kâne meyten fe ahyeynâhu ve cealnâ lehu nûran yemşî bihî fîn nâsi ke men meseluhu fîz zulumâti leyse bi hâricin minhâ, kezâlike zuyyine lil kâfirîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Ölü (Allah’a ulaşmayı dilememiş) iken (ona on iki ihsan vererek) dirilttiğimiz ve insanlar arasında onunla yürüyeceği nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde olup, ondan çıkamayacak kimse gibi midir? Böylece kâfirlere, yapmış oldukları şeyler süslü gösterildi.

1.e ve men: ve o kişi, kimse... mi?
2.kâne meyten: ölmüş olan, ölü iken
3.fe ahyeynâ-hu: böylece, sonra onu dirilttik
4.ve cealnâ: ve kıldık, yaptık, verdik
5.lehu: ona
6.nûran (nuren): nur
7.yemşî: yürür
8.bi-hi: onunla
9.fî en nâsi: insanlar içinde, arasında
10.ke men: o kimse gibi
11.meselu-hu: onun meselesi, durumu, hali
12.fî ez zulumâti: karanlıklar içinde
13.leyse bi-hâricin: çıkacak değil, çıkamayacak olan
14.min-hâ: ondan, oradan
15.kezâlike: işte böylece, böylece, böyle
16.zuyyine: süslü, güzel gösterildi
17.li el kâfirîne: kâfirlere
18.mâ kânû ya'melûne: yapmış oldukları şeyler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ: “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bakarlar ama görmezler. Onlar tıpkı mezardaki ölüler gibidirler. Sen onlara işittiremezsin.” buyuruyor. Burada Allahû Tealâ'nın koyduğu genel dizayn şudur. Allah, ölü olan bu kişilerden birisini seçer ve ona yardımcı olur. Allah'ın kişinin etrafında vücuda getirdiği olaylarla, o kişi Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım geldiğini idrak eder. Ve Allah'ın yardımıyla kişi, Allah'a ulaşmayı diler. Dilediği anda "diri" olmamıştır, hâlâ ölüdür.

Allahû Tealâ, Rahmân esmasıyla tecelliye başlar. Allah'a ulaşma davetine icabet etmeyip, davetten ve davetçiden yüz çeviren kişinin Allah, hassalarına engel koymuştur.

Görme hassasına gışavet çeker, işitme hassasını mühürler ve kalbinin idrak hassasını mühürler.

Allah'a ulaşmayı dileme davetine icabet etmemekle kalmayıp, davetçi ile mücâdele edenlerin organlarına Allah engel koymuştur. Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin Allah, gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kulaklarındaki vakrayı ve kalbindeki ekinneti kaldırır.

Allah'a ulaşma davetine icabet etmemekle kalmayıp, başkalarının da dalâlette kalmalarına sebep olanların Allah hem hassalarına, hem de organlarına engeller koyar. Bu kişiler Allah'a ulaşmayı dilediklerinde toplam altı tane engeli Allah kaldırır ve idraki sağlayan ihbat müessesesini koyar. Kişi idrak eder.

Artık kişi görür, işitir ve akleder, idrak eder. İşte bu kişi, artık ölü değildir. Mezardaki ölüler, dünyada olanların yaptıklarını nasıl görmezlerse, duymazlarsa, bilmezlerse, Allah, bu insanları da onlar gibi ölü kabul ediyor.

Allahû Tealâ'nın: “İnsanlar arasında onunla yürüyeceği bir nur verdiğimiz kişi.” cümlesi iki mânâyı birden ihtiva eder. Fazl, rahmet ve salâvât üç grup nuru temsil eder. Kişinin başının üzerine devrin imamının ruhu geldikten sonra ancak Allahû Tealâ, o kişinin kalbine îmânı yazar. Îmân kelimesi aslında bir nurdur, tezyin edici bir nurdur. Çekim gücünün sahibidir. Ve bu îmân kelimesinin nurunun çekimiyle, fazıllar "îmân" kelimesinin etrafında toplanmaya başlar. Bu, nur toplanmasıdır. O kişi Allah'a göre başkalarından farklı bir insandır. Onun kalbinde, o kişi başkalarıyla beraber olduğu zaman onu, başkalarından ayıran nur vardır. Îmân kelimesinin nurundan ve fazılların nurundan farklı olarak bir başka nur daha vardır; devrin imamının ruhu.

Öyleyse Allahû Tealâ'nın kendilerine nur verdiği insanlar, üç ayrı cepheden nurlanmış durumdadırlar.
  1. Kalplerindeki îmân kelimesi bir nurdur.
  2. Îmân kelimesinin çekim gücüne kapılan fazıllar, bir nurdur.
  3. O kişinin başının üzerinde yer alan devrin imamının ruhu da Allahû Tealâ tarafından bir nur olarak değerlendirilir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve Kur'ân-ı Kerim için de Allahû Tealâ "nur" adını kullanmaktadır. Öyleyse nur, Kur'ân-ı Kerim'de ayrı ayrı mânâlarda kullanılmış bir kelimedir. Ne zaman ki; Allah'ın verdiği on iki ihsanla mürşidimize tâbî oluruz, o zaman biz, bir diriyiz ve ayrıca nurumuz da vardır:
  1. Başımızın üzerinde devrin imamının ruhu
  2. Kalbimizdeki "îmân" kelimesi
  3. Kalbimizde ancak ondan sonra toplanmaya başlayan fazıllar
Burada Allahû Tealâ bir başka konuya daha girmiştir. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişiler, Allah'a göre ölülerdir. Allah'a ulaşmayı dileyen kişiler Allah'ın ölü iken dirilttiği kişilerdir. Allah'a ulaşmayı diledikleri zaman, daha önce gözlerine, kulaklarına ve kalbine engel konulan bu kişilerin engelleri Allah tarafından kaldırılır. Yani furkanlar verilir. Furkanları alan kişi ölü iken dirilen kişidir. Çünkü artık kendisine ulaşan nezir- mürşid ya da resûlün, Allah'a ulaşma davetine icabet etmiştir. Allahû Tealâ daha da öteye geçiyor, o kişiye nur verdiğini buyuruyor. Yani kişi Allah'ın kendisi için tayin ettiği mürşide 12 ihsanla ulaşıp, tâbî olmuştur ve başının üzerine Devrin imamının ruhu bir nur olarak gelip yerleşmiştir. Karanlıklar içinde bocalayan kişilerin kâfirler olduğunu söylüyor. Allah'ın nur verdiği, kalbinin içine Allah'ın nurunun girmiş olduğu kişi evvelâ "îmân" kelimesinin girmiş olduğu kişidir. "Küfür" kelimesi karanlıkları temsil eder ve karanlıkları kendisine çeker. Kişi, mürşidine tâbî olduğu güne kadar kalbinin içinde küfür kelimesi yazılıdır. Karanlıkların kalpte daha çok konsantre olmasını temin eden, "küfür" kelimesinin çekim gücüdür.

Allahû Tealâ, mürşidimize ulaşıp, tövbe edip, devrin imamının ruhu başımızın üzerine geldiği noktadan sonra:

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?
Ne zaman ki kalbimizin mührünü açar, o zaman kalbimizin içindeki "küfür" kelimesini dışarı atar ve karanlıkların çekim alanı yok olur. Kalbimize "îmân" kelimesini bir nur olarak yazar. Bu kelimenin çekim gücü sebebiyle Allah'ın nurları, fazıllar "îmân" kelimesinin etrafında toplanmaya başlarlar. Ve bu nur, kalplerinde îmân nuru bulunmayan ve kalplerinde bu îmân kelimesinin oluşturduğu fazıl bulunmayan insanlardan, kişiyi ayırır. Onlar, kalplerinde küfür kelimesi bulunan kâfirlerdir. Bu âyet tek başına "nurun sahiplerinin kâfir olmadıklarını" ifade etmektedir. Burada küfür kelimesinin o kalpte bulunduğunun kesin işareti vardır. Eğer bir insanın kalbinde küfür kelimesi varsa o kalp mühürlüdür.

2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
Bütün kâfirlerin kalpleri mühürlüdür.

Allahû Tealâ burada ikinci bir ayırım yapıyor: Karanlık olan kalpler; aydınlık olan kalpler. Karanlık olan kalpler, kâfirlerin kalpleridir. Çünkü "küfür" kelimesi karanlıkları kendisine çeken bir gücün, çekim kuvvetinin sahibidir. "îmân" kelimesi nurları kendisine çeken bir gücün, çekim kuvvetinin, atraksiyonun, atraktiv bir gücün sahibidir. Onun çekim gücüyle, kalbindeki yedi şart tamamlanmış olan, kalbinden ekinnet alınmış, yerine ihbat konulmuş kalbin nur kapısı Allah'a döndürülmüş ve göğsünden kalbine yol açılmış, kalbinin mührü açılmış, içindeki küfür kelimesi alınmış ve kalbinin içine îmân yazılmış kişinin kalbine Allahû Tealâ'nın nurları girer.

Bu noktadan sonra zikir yapan kişinin göğsüne, oradan kalbine rahmet, fazl ve salâvât partikülleri gelir ve mührü kalbin alt boyutuna indirir. O mühür, zülmanî kapıyı mühürler. Yukarıdaki Rabbani kapıdansa rahmet, fazl, salâvât, üç ayrı nur girer. Bunlardan fazıllar, nefsin kalbine girip yerleşir. İşte bu nur, o kişinin başkalarından farklı bir nura sahip olduğunun kesin işaretini taşır. Bu nuru vücuda getiren, orada kalmasını temin edense kalpteki bir başka nurdur; "îmân kelimesi."

Küfür kelimesi karanlığı temsil eden bir karanlık yazıdır. Îmân kelimesi nuru temsil eden kalbe Allahû Tealâ'nın yazdığı bir nurlu yazıdır. Bu sebeple îmân kelimesinin bir nur olduğunu ifade etmesi sadedinde adına "îmân nuru" denmektedir. Ayrıca kalbe yazılan îmân kelimesi, fazılları etrafında biriktirecektir. Biriken nurlar, nur olmanın tabii neticesi olarak kalbi aydınlatacaktır. O kişiye Allahû Tealâ yürümesi için, Allah'a doğru yürümesi için, ruhunun Allah'a ulaşması için bir nur vermiştir. Karanlıkta olan insanların içinde o bir meşaledir, o bir nurdur. Ve Allah'a gidebilenler, sadece o nurun sahipleridir.

Bir tek âyette Allahû Tealâ, çok şey söylemektedir. Bir defa kâfirlerin karanlıkta oldukları kesinlik kazanıyor. Kâfir olmayanlar, mü'min olanlar ancak nurun sahipleridir. Kendisine nur verilenler, kâfirler değildir. Allahû Tealâ “Kâfirlere yaptıkları süslü gösterilir.” diyor. Kendilerine yaptıkları süslü gösterilmeyenlerse, mü'minlerdir. Onlar, kalplerinde nur olanlardır.
close tefsir menu

EN'ÂM Suresi Tefsiri

EN'ÂM Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.