Sure sec
EN'ÂM-110 Tefsiri

EN'ÂM Suresi 110. Ayet-i Kerime Tefsiri

EN'ÂM-110 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Allahû Tealâ insanların mü'min olmadıkları zamanki durumlarını anlatırken, "fuad" kelimesini kullanmamaktadır. Kalbin çoğulu olan "kulûb" kelimesini kullanarak; “Onların kalpleri vardır, onunla fı...
share on facebook  tweet  share on google  print  

EN'ÂM Suresi Âyet - 110 Tefsiri

 

وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârahum kemâ lem yu’minû bihî evvele merratin ve nezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını) ve basiretlerini (nefsin kalp gözünün görme hassalarını) evvelce O’na inanmadıkları (mü’min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız.

1.ve nukallibu: ve çeviririz, döndürürüz
2.ef'idete-hum: onların fuad hassaları (nefslerinin kalbinin idrak hassaları)
3.ve ebsâra-hum: ve onların basiretleri, kalp gözünün görme hassaları
4.kemâ: gibi
5.lem yu'minû: îmân etmediler, mü'min olmadılar, inanmadılar
6.bi-hi: ona
7.evvele: evvel, ilk
8.merratin: defa
9.ve nezeru-hum: ve onları terkederiz
10.: içinde
11.tugyâni-him: tuğyanları, taşkınlıkları
12.ya'mehûne: bocalıyorlar, şaşırıyorlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ insanların mü'min olmadıkları zamanki durumlarını anlatırken, "fuad" kelimesini kullanmamaktadır. Kalbin çoğulu olan "kulûb" kelimesini kullanarak; “Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh etmezler, idrak etmezler.” buyurmaktadır.

Allahû Tealâ, bir insanı daimî zikre ulaştırdığı zaman onun kalbindeki fıkıh hassası, fuad adını alır. Fuad hassası, kalpteki görme hassasının dışındaki diğer şeyleri bütünüyle ifade ettiği gibi, kalbin özellikle idrak hassasını ifade eder. Allahû Tealâ, bir insanı daimî zikirden evvel, kalp gözünün çalıştığı bir noktaya ulaştırmışsa ve buna rağmen o insan, Allahû Tealâ'nın yolundan çıkmışsa, kalbindeki fuad hassası, Allahû Tealâ tarafından yok edilir. Kalp gözünün görme yani kalbin basar hassası yok olur. Ve kişi, mü'min olmadığı devredeki haline döner. Allahû Tealâ, o kişinin kalbinden tekrar îmân kelimesini alarak küfür kelimesini tabeder. Bu sebeple üçüncü fıska düşmüşse artık o insan için kurtuluş söz konusu değildir.

Burada Allahû Tealâ'nın çok önemli bir işareti vardır. Bu âyet-i kerimede Allahû Tealâ, kalbin özelliklerini geri aldığı zaman, kalbin eski haline dönüşünden bahsetmektedir. “Mü'min olmadıkları, îmân etmedikleri ilk zamanki hallerine döndürülür.” buyuruyor.

6/EN'ÂM-110: Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârahum kemâ lem yu’minû bihî evvele merratin ve nezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını) ve basiretlerini (nefsin kalp gözünün görme hassalarını) evvelce O’na inanmadıkları (mü’min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız.
Resûlün Allah'a ulaşmayı dileme davetine verdikleri cevaba göre insanlar gruplara ayrılır ve davete icabet etmeyen 3 grup insan vardır. Allah onlara engeller koyar.

1. grup: Resûlün Allah'a ulaşma davetinden yüz çevirenlerdir. Bunlar tebliğe muhatap olurlar ve davete icabet etmezler. Ama resûlle de tartışmazlar. Sadece arkalarını döner giderler. Başka insanların hidayetine de mani olmazlar. Allah bu kişilerin hassalarına engel koyar.

2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
2. grup: Resûlün Allah'a ulaşma davetine muhatap olduktan sonra sadece davetten yüz çevirmekle kalmazlar. Resûlle mücâdele ederler. Allah bu kişilerin uzuvlarına (organlarına) engel koyar.

17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûran).
Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûran).
O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
3. grup: Bu kişiler, Resûlün, Allah'a ulaşma davetinden yüz çevirmekle kalmazlar. Başka insanların da hidayet üzere olmalarına (ve hidayete ermelerine) mani olurlar. Allah, bu kişilerin hem hassalarına hem de uzuvlarına (organlarına) engel koyar. Bunların gözleri görmez, kulakları duymaz ve kalpleri fıkıh etmez.

7/A'RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
Bu kişiler başkalarının dalâlette kalmalarına sebep olurlar. Bu kişilerin üzerinde, dalâlette kalmasına sebep oldukları insanların vebali vardır. Bu sebeple Allah, bu kişilere en az iki kat azap verecektir.

33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnâs sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden) saptırdılar.”
33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel’anhum la’nen kebîrâ( kebîran).
“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.”
Kişi bir gün Allah'a ulaşmayı dileme davetine icabet ederse, Allah o kişiye furkanlar verir.

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Ve bu sayede daha önce Allah'a ulaşmayı dilemediği için koyulmuş olan bütün engelleri Allah kaldırır. Engelleri kaldırdıktan sonra Resûlün sözlerini idrak edebilsin diye ihbat koyar.

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
Öyleyse görmeyen, işitmeyen, idrak edemeyen insan, Allah'a ulaşmayı dilediği zaman Allah'ın müdahaleleriyle görür, işitir ve idrak eder. Görme ve işitme, baş gözü ve baş kulağına aittir. Ama idrak, kalpte olgunlaşan bir meyvedir. Bu noktada kalpteki fuad hassası henüz yoktur. Kalp, ihbatla idrak eder yani fıkıh eder. Ne zaman ki; o kişinin, kalbindeki göz görmeye, kulak işitmeye başlar, o zaman kişinin kalbindeki fıkıh hassası, fuad hassasına dönüşür. Bu, kişinin ölüyken dirilmesi halidir. Allah'ın dizaynını "ölü" olarak anlayamadığı noktadan, "diri" olarak anladığı bir dizayna ulaşması halidir.

Bir kalpte idraki önleyen bir müessese (ekinnet) varsa o kalp için Allahû Tealâ'nın kullandığı ifade onların idrak (fıkıh) etmedikleridir.

7/A'RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
Bu, bir kişinin baş gözünün, baş kulağının açıldığı ve kişinin kalbinde sadece idrakin var olduğu bir noktadır. Kişi, bu standartlarda mürşidine ulaşır. Allahû Tealâ, onun kalbinin mührünü açar, kalbindeki "küfür" kelimesini alır, yerine "îmân" kelimesini yazar. Fıkıh eden bu kişinin kalbinde henüz "basar" adlı görme müessesesi çalışmaz. Henüz kalbin "sem'î" isimli işitme hassası çalışmaz. Ve henüz kişi fıkıh etmenin ötesine, "fuad hassasına" ulaşmış değildir. İşte Allahû Tealâ'nın "fuad" dediği standart, bu âyet-i kerimede kalp gözünün, görme hassasının ötesindeki kalbe ait herşeyi kapsar.

Öyleyse bir insanın kalp gözünün gördüğü yerde, kalbindeki basiret çalışmaya başlamıştır. Kalp gözünün basiret (görme) hassası, görmeye başlamıştır. Bu, basiretin faaliyete geçtiği andır. Artık kişi basiretin, kalp gözüyle görmenin sahibidir. Kalbindeki sem'î isimli işitme hassasının sahibidir ve kalp kulağıyla işitir.

Allahû Tealâ, Kur'ân-ı Kerim'de, kalp gözündeki görme hassasını "basar", baş gözünün görmesini "rüyet" olarak değerlendirmektedir. Kalp kulağı ve baş kulağı için de "sem'î" isimli işitme hassasını kullanmaktadır. İşte fıkıhtan fuada geçiş, öyle bir dizayn oluşturacaktır ki; kişinin kalp gözü görmeye, kalp kulağı da işitmeye başlamış olacaktır. Burada kişi kalp gözünün, basiretin, kalp kulağının ve fuadın sahibi olur. Kişinin iç dünyasında, fiziğin ötesine geçişin temel şartları sağlanmıştır.

Eğer Allahû Tealâ kişinin, daimî zikre ulaşmadan ya da çok daha evvel kalp gözünü, kalp kulağını açarsa ve bu noktadan sonra şeytan, onu fıska düşürmeyi başarırsa, o zaman bu kişinin Allahû Tealâ tarafından verilen fuad ve basar hassası geriye alınır. Onun, kalbinde küfür yazılı olduğu devredeki dizayna geri dönmesi söz konusu olur.

Üç safha için Allahû Tealâ, farklı deyimler kullanmaktadır. Allah'a ulaşma davetinden yüz çevirdiği başlangıç seviyesinde kişi ölüdür. Baş kulaklarında vakra vardır; irşad makamının söylediklerini işitmez. Baş gözlerinde hicab-ı mesture vardır; irşad makamına bakar ama görmez. Kalbinde ekinnet vardır; onun söylediklerini idrak edemez.

Bir başka ifadeyle bazen Allahû Tealâ, fuad konusunda idraki de devreye katar ve muhtevayı tamamlayan bir faktör olarak kullanır. Kalbin, basiret adlı görme hassasının dışındaki bütün hassalarına sahip olduğu ve Allah'ın o kişinin kalp gözünü ve kalp kulağını açtıktan sonra, kişinin, fiziğin ötesini görmeye ve Allah'ın sesini işitmeye başlamasından sonraki durumu, o kalpte fuadın yerleşmiş olduğu bir durumdur.

Burada Allahû Tealâ, sadece iki kelime kullanmıştır: "Basiret ve Fuad." Fuad, basiretin dışındaki çok şeyi ifade eder; hem işitme hassasını, hem idrak hassasını. Fuad da fıkhın ötesinde üst seviye, bir idrak hassası vardır. Fuad da işitme hassası vardır; Allah'ın söylediklerini işitmek. Fıkıhta ise irşad makamının söylediklerini işitmek, okuduklarını anlama seviyesine ulaşmak. Böylece kişinin, kalbin idrak seviyesine sahip olması söz konusudur. Bu fuad değildir. Bu fıkıhtır. Ama ne zaman ki; Allah'ın söylediklerini kalbinizle işitmeye başlarsanız, Allah'ın gösterdiklerini kalbinizle görmeye başlarsanız, o zaman kalbinizdeki idrakin adı, fıkıh olmaz, fuad olur. Fuad, bu idrakle beraber görme hassasını da içine alır. Basiretin ötesindeki, kalbin görme hassasının ötesindeki, işitme hassası ve idrak hassası fuad ismiyle adlandırılır. Burası üçüncü seviyedir ve üst seviye bir olaydır.

Bu âyette Allahû Tealâ böyle bir alternatifte ne yapacağını söylemektedir. O kişi fuadın sahibi olmuş, basireti açılmıştır. Ama ondan sonra da irşad makamından şüphe ederek fıska düşmüştür. Bu noktada diyor Allahû Tealâ: “Onlardaki fuad hassalarını, hem onların üst seviyedeki idraklerini (fuad seviyesindeki kalplerin idraklerini), hem onların üst seviyedeki Allah'ın söylediklerini işitebilecek olan sem'î hassalarını, hem onların kalplerindeki basiret isimli kalp gözüyle görme hassalarını eski şekline çeviririz. Kalp gözleri göremez, kalp kulakları işitemez, kalp artık fuad da edemez, idrak de edemez. Kişi mü'min olmadığı noktaya geri döner.”

Allahû Tealâ, âyetin sonunda hidayete ermemiş olanların şaşkınlıkları, eski hallerine geri dönüşleri; kalplerindeki îmân kelimesini Allahû Tealâ'nın alması ve onları tekrar küfre geri döndürmesi şeklinde tecelli etmektedir.

7/A'RÂF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye lehu, ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).
Onlar isyanda oldukları için, Allah'a ulaşmayı dilemedikleri ve başkalarını da Allah'a ulaşmayı dilemekten men ederek, yeryüzünde fesat çıkardıkları için Allahû Tealâ da onları dostları arasında tutmamaktadır.

13/RA'D-25: Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
Onlar, misaklerinden sonra (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah’a misak verdikten sonra) Allah’ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmezler). Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah’a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm’e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.
close tefsir menu

EN'ÂM Suresi Tefsiri

EN'ÂM Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.