Sure sec
ANKEBÛT-17 Tefsiri

ANKEBÛT Suresi 17. Ayet-i Kerime Tefsiri

ANKEBÛT-17 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: İnsanların büyük kısmı bütün peygamberlerin devrinde olduğu gibi Hz. Nuh'un zamanında da putlara tapıyorlardı. O devirde şehrin ileri gelenleri, Allahû Tealâ'nın o kavme gönderdiği resûlü, o kavme...
share on facebook  tweet  share on google  print  

ANKEBÛT Suresi Âyet - 17 Tefsiri

 

إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا إِنَّ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِندَ اللَّهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen ve tahlukûne ifken, innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka va’budûhu veşkurû lehu, ileyhi turceûn(turceûne).

Fakat siz, Allah’tan başka putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Muhakkak ki sizin, Allah’tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye malik değillerdir. Öyleyse rızkı, Allah’ın katından isteyin ve O’na kul olun ve O’na şükredin. O’na döndürüleceksiniz.

1.innemâ: sadece, fakat
2.ta'budûne: tapıyorsunuz
3.min dûnillâhi (min duni allâhi): Allah'tan başka
4.evsânen: putlar
5.ve tahlukûne: ve halkediyorsunuz, yapıyorsunuz
6.ifken: yalan, iftira
7.inne: muhakkak
8.ellezîne: onlar
9.ta'budûne: tapıyorsunuz
10.min dûnillâhi (min duni allâhi): Allah'tan başka
11.lâ yemlikûne: malik değiller
12.lekum: sizin için
13.rızkân: rızık
14.fe: o zaman, böylece, artık, öyleyse
15.ibtegû: isteyin
16.indallâhi (inde allâhi): Allah'ın katında
17.er rızka: rızık
18.va'budûhu (ve u'budû-hu): ve ona kul olun
19.veşkurû: ve şükredin
20.lehu: ona
21.ileyhi: ona
22.turceûne: döndürüleceksiniz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
İnsanların büyük kısmı bütün peygamberlerin devrinde olduğu gibi Hz. Nuh'un zamanında da putlara tapıyorlardı. O devirde şehrin ileri gelenleri, Allahû Tealâ'nın o kavme gönderdiği resûlü, o kavme hükmetme konusunda, kendi ellerindeki imkânları gasbedecek bir kişi olarak düşünüyorlardı. Ve resûle karşı çıkıyorlardı. Hz. Nuh da bir Nebî-Resûl'dü ve bütün nebîlere, bütün resûllere karşı çıktıkları gibi ona da şiddetle karşı çıktılar.

Burada iki rızktan bahsediyor Allahû Tealâ:
  1. Maddî rızık
  2. Manevî rızık
Rızkın dağıldığı yer, göklerdir, Allah'ın katıdır.

Allah'ın, kişinin fizik vücuduna, kişi zikir yaptığı zaman gönderdiği rahmet, fazl ve salâvât nurları manevî rızıklardır. Bu manevî rızkı fizik vücut, göğsünden kalbine açılan yoldan nefsin kalbine gönderir. Nefsin kalbine ulaşan rahmet, fazl, salâvât nurlarından fazıllar, Allahû Tealâ'nın kalbe yazmış bulunduğu îmân kelimesine yapışarak orada birikmeye başlarlar. Böylece kişi, Allah'ın katından gelen fazl adı verilen rızıkla rızıklanmış olur. Rızık böylece Allah'ın katından dağıtılmış olur. Allah'a müracaatla rızık istenir.

Dünya rızkı da Allah'ın katından dağıtılır. Allah'ın tarlaya verdiği mahsül, Allah'ın verdiği rızıktır. Başka birinin ihtiyacını gidermek üzere bir kısım buğdayı ona vermek, onu infâk etmektir. Onu rızıklandırmak değildir. Tarlanın buğdayı onu alan kişi için Allah'ın ona verdiği rızıktır. Rızkı alan, Allah'ın kendisine verdiği rızkı infâk eder. Alan için infâk edilen kişi; veren için infâk eden kişi olmak söz konusudur.

Ve hiçbir putun rızık vermeye malik olması elbette mümkün değildir. Rızkın Allah'tan istenmesi asıldır. Allah'a ulaşmayı dileyen kişi, dilediği anda Allah'a kul olmuştur. Ve bundan sonra zikir yapacaktır. Kalbine Allah'ın nurları girecektir. Ve nefs tezkiyesi gerçekleşecektir. Nefs tezkiyesi ve tasfiyesi boyunca kişi, Allahû Tealâ'ya daha üst, daha üst, daha üst seviyede kul olacaktır.

Kişinin kul olması devamlı gelişmeye tâbîdir:

Allah'a ulaşmayı dilediniz, 1. kulluktasınız (3. basamak).

İrşad makamına ulaştınız, 2. kulluktasınız (14. basamak).

Ruhunuzu Allah'a ulaştırdınız, 3. kulluktasınız (21. basamak).

Fizik vücudunuzu Allah'a teslim ettiniz, 4. kulluktasınız (25. basamak).

Nefsinizi Allah'a teslim ettiniz, 5. kulluktasınız (26. basamak).

İrşad oldunuz, 6. kulluktasınız (27. basamak).

İradenizi Allah'a teslim ettiniz, 7. ve son kulluktasınız (28. basamak).

Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bu yedi tane kulluğu yaşamışlardır. Bütün sahâbe Allah'a ulaşmayı dilemiştir (birinci kulluk):

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Buradaki muhtevada sahâbenin şeytana kul olmaktan içtinap ettiğini, kendilerini kurtardıklarını ve taguta kul iken Allah'a kul olduklarını ve onlara cennet ve dünya müjdesi verildiğini ifade ediyor.

Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in elini öperek O'na tâbî olmuştur (ikinci kulluk). Diyor ki Allahû Tealâ:

48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecran azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
Bütün sahâbe ruhlarını Allah'a ulaştırmıştır (üçüncü kulluk).

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Bütün sahâbe fizik vücudun Allah'a teslimini de gerçekleştirmişler (dördüncü kulluk).

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
Bütün sahâbenin ulûl'elbab seviyesine ulaştığını söylüyor Allahû Tealâ (beşinci kulluk):

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Bütün sahâbe irşad olmuşlardır (altıncı kulluk).

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrahe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah’ın Resûl'ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
Bütün sahâbe, iradelerini de Allah'a teslim edip, irşad makamına tayin edilmişlerdir. Tâbiin de onlara tâbî olarak irşad makamına ulaşmıştır (yedinci kulluk).
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
close tefsir menu

ANKEBÛT Suresi Tefsiri

ANKEBÛT Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.