Sure sec
ÂLİ İMRÂN-191 Tefsiri

ÂLİ İMRÂN Suresi 191. Ayet-i Kerime Tefsiri

ÂLİ İMRÂN-191 Kuran Meali ve Açıklamalı Tefsiri: Burada Allahû Tealâ'nın söylediği şey, ulûl'elbab'ın standartlarıdır. "Ulûl", "sahipleri"; "elbab", lübbler demektir. Lübb, Allah'ın sırlarıdır. Beş duyumuzla ulaşamadığımız, beş duyumuzun ötesind...
share on facebook  tweet  share on google  print  

ÂLİ İMRÂN Suresi Âyet - 191 Tefsiri

 

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

1.ellezîne: onlar
2.yezkurûne allâhe: Allah'ı zikrederler
3.kıyâmen: ayakta iken
4.ve kuûden: ve oturur iken
5.ve alâ cunûbi-him: ve yanları üzere iken, yatarken
6.ve yetefekkerûne: ve tefekkür ederler, düşünürler
7.fî halkı es semâvâti: göklerin yaratılışı hakkında
8.ve el ardı: ve arz, yeryüzü, yerler, yer
9.rabbe-nâ: Rabbimiz
10.mâ halakte hâzâ: Sen bunu yaratmadın
11.bâtılân: batıl olarak, faydasız, boşuna
12.subhâne-ke: Sen Subhan'sın (Seni tesbih ve tenzih ederiz)
13.fe kı-nâ: o zaman, artık bizi koru
14.azâbe en nârı: ateşin azabı
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Burada Allahû Tealâ'nın söylediği şey, ulûl'elbab'ın standartlarıdır. "Ulûl", "sahipleri"; "elbab", lübbler demektir. Lübb, Allah'ın sırlarıdır. Beş duyumuzla ulaşamadığımız, beş duyumuzun ötesinde bir dizaynı ifade ediyor Allahû Tealâ. Kalp gözümüz, kalp kulağımız açılırsa, o zaman ulûl'elbab oluruz. Kaldı ki bu, ulûl'elbab olmak için yetmez; çünkü daimî zikirden evvel de Allahû Tealâ kalp gözünüzü, kalp kulağınızı açabilir. Ama açarsa ulûl'elbab olmazsınız; sadece ilim ehli olmaktan çıkar, irfan ehli olursunuz, urf'a geçersiniz. İlm'el yakîniniz devam eder ama irfan ehli olursunuz. Ama İlm'el yakînden Ayn'el yakîne geçemezsiniz. Daimî zikre ulaşamazsanız geçemezsiniz.

Buradaki ulûl'elbab, daimî zikrin, Ayn'el yakînin sahipleridir, hikmet ehlidir. Durumları 4 tane temel baza dayalıdır:
  1. Daimî zikrin sahipleri
  2. Daimî zikir sebebiyle nefslerinin kalbindeki tüm afetler yok olmuş
  3. Kalp gözleri mutlak olarak açık
  4. Kalp kulakları mutlak olarak açık
Allah'ın kendilerine gösterdiği herşeyi görüyorlar. Allah'ın kendilerine söylediği herşeyi işitiyorlar. Allah'la devamlı konuşuyorlar. Allah ile devamlı bir temas içindeler. Konuşarak, Allah'ın gösterdiklerini görerek, Allahû Tealâ'dan cevap alarak. 4 tane temel şart, vasıf şartı ulûl'elbab'ın temel vasıflarıdır. Bu 4 temel baz, o kişiye 3 tane sonuç şartı oluşturur: Ulûl'elbab; hayrın sahibidir, hükmün sahibidir, tezekkür sahibidir. İşte bu 7 tane şartın hepsini biraraya getirirseniz, hikmet sahibi birini tarif etmiş olursunuz. Bütün ulûl'elbab, hikmet sahipleridir.

Hayrın sahibi olmak ne demektir? Bu kişinin nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olduğu için nefsi, tıpkı ruhu hüviyetine girmiştir. Bütün afetler nefsin kalbini terketmiştir. Yerlerini ruhun hasletlerine bırakmışlardır ve böylece ruhun hasletleri o kişinin nefsinin kalbini tamamen işgal etmiştir. Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ'nın bir muradı var. Bu muradı, ait olduğu yere oturtmak mecburiyetindeyiz: Kişiyi, mutluluğun en yüksek noktasına, şahikasına çıkarmak istiyor ve ona bu mutluluğun bütün vasıtalarını veriyor. Nefsinin kalbinde hiç afet kalmayınca nefsin kalbi, ruhun kalbiyle eşit hale gelir. Sadece hasletlerden oluşur. Böylece her ikisi de Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir hüviyete kavuşur. Bu noktadan itibaren de Allah'ın bütün emirleri yerine gelir, yasak ettiği hiçbir fiil işlenmez.

Öyleyse kişi, yaptığı fiillerde ya Allah'ın bir emrini yerine getirecektir, mutlaka derecat kazanacaktır ya da yasak ettiği bir fiili işlemeyecektir, gene mutlaka derecat kazanacaktır. Her halükârda mutlaka derecat kazanan bir hüviyetin sahibi olacaktır. İşte bu, hayrın sahibi olmak demektir. Hayır, bize derecat kazandıran bütün olaylardır. Şerr, bize derecat kaybettiren bütün olaylardır. Kişi hikmetin yanında hükmün de sahibidir. O kişi Allahû Tealâ'nın bir âyetini gördüğü zaman Kur'ân-ı Kerim'de, bu âyetin 28 basamağın hangisine ait olduğunu bir bakışta görür. O âyetle illiyyet rabıtası halinde olan diğer âyetlerden de haberdardır. Aralarındaki illiyyet rabıtasını derhal keşfeder. İşte bu kişi bu sebeple hüküm sahibidir ve âyetler hakkında köklü bir bilgisi vardır. Ve bu bilgi, bütün âyetlerin birbiriyle olan illiyet rab?tas?n?n hepsini onun dizaynı içerisinde, onun sahip olduğu bir yetenekle Allahû Tealâ'nın ona öğretmesidir. Allah'ın ona verdiği bir yetenek ve devamlı Allah'ın göstermesi, Allah'ın yardımı, o kişide tecelli eder. Ulûl'elbab, aynı zamanda ehl-i tezekkürdür. Allah ile dilediği zaman da konuşur. Allahû Tealâ cevap lütfederse, derhal cevabını verir. İşte onlar, Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ'nın söylediği: "Eğer bilmiyorsanız, ehl-i zikre sorun." sualinin muhataplarıdır, Allah'tan sormak imkânının sahibi oldukları için:

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Ulûl'elbab; ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken hep Allah'ı zikrederlermiş, hem de göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederlermiş. Günde 7 vakit Allah'ı bu standartlarda kendi irademizle tespih ederiz. Sünnetullahın daimî zikre ulaşmış ve Allah'a köle olmuş bir kişide zikri onun yeteneğinin dışına çıkarması, onun kontrolünden alması, Kendi kontrolünde kişiyi daimî zikrin sahibi yapması halidir. Zikrin tespihe dönüşmesidir.
close tefsir menu

ÂLİ İMRÂN Suresi Tefsiri

ÂLİ İMRÂN Suresi için tefsir sayfalarına ve âyet kelime sözlüğüne ulaşmak istediğiniz âyeti seçiniz.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200
close tefsir menu
Sponsor Bağlantı
Neden sponsor bağlantı var?
Çünkü KuranTefsiri.com aylık iki milyondan fazla ziyaretçiye hizmet sunuyor. Bu ziyaretleri kesintisiz ve yüksek hızda karşılayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz çok yüksek bant genişliği (bandwidth) nedeniyle KuranTefsiri.com artık bağımsız bir web sunucusunda çalışıyor.
Online sipariş verebilirsiniz
Kuran Tefsiri
İmam İskender Ali Mihr'e ait Kur'ân-ı Kerim Lafz-ı ve Ruhu isimli 19 cilt 8536 sayfadan oluşan Kuran Tefsirini Mihr Yayınları adresimizden online olarak sipariş verebilirsiniz.